Can Güçlü
Okuduğunuz kitabın iyi olduğunu anlamanın yollarından biri, kitabı bitirdikten sonra kapatıp kucağınıza koyup bir derin nefes almak istemeniz. Yaşadığınızın başlı başına bir deneyim olduğunu size iyi duyumsatan bir gösterge. Michael Connelly’nin The Proving Ground’unu okuduktan sonra tam olarak böyle hissettim.
The Proving Ground, Michael Connelly’nin Lincoln Lawyer serisinin yeni çıkan sekizinci kitabı. The Lincoln Lawyer’ı Netflix izleyicileri yakın zamanda dördüncü sezonu da yayınlanan diziden hatırlayacaktır. Dizi, kitap serisinin şimdiye dek hayli başarılı giden bir uyarlaması. Amazon’un Bosch ve Ballard dizileri de yine Connelly’nin kitaplarından uyarlanan oldukça başarılı diziler. Dolayısıyla kitapların zaten sıkı bir okur kitlesi varken, son on yıldır diziler de Connelly’ye epey okur kazandırıyor.
Connelly güncel sorunlarla ilgilenen bir adam, bunu özellikle Lincoln Lawyer serisinde yapıyor. Zaten gazeteci kökenli. Toplumcu bir yazar olduğunu söylemek herhalde abartı olur, özellikle yöntem bakımından. Ama kitapları ülkesiyle, dünyayla ve toplumla ilgilenen, söz söylemekten çekinmeyen, iyi araştırılmış ve okura perspektif kazandırabilecek kitaplar oluyor genelde. Yanlış anımsamıyorsam 2010’ların başında yazdığı kitaplardan birinde Amerika’nın mortgage krizine kapsamlı olarak yer vermişti. COVID-19’u henüz 2020’de kısaca da olsa kitaplarında geçirdiğini gördüğüm ilk anaakım Amerikalı suç yazarıydı. Aynı zamanda Jack McEvoy kitaplarında da gazeteciliğin ve teknolojinin nabzını tutmaya, gidişatın karanlık yönlerini masaya yatırmaya özen gösteriyor. İşte Proving Ground, belki bu konularla ilgili kişisel ilgim ve kaygımdan da ötürü, bana kalırsa Connelly’nin zamanın ruhunu en iyi yakaladığı kitabı olmuş. Günceli ne kadar iyi yakaladığını son günlerde yayınlanan haberleri takip ederek görmek de mümkün. Yapay zeka ‘chatbot’ları okuma ve yazma becerilerimizi kötü etkilemekle kalmıyor, gerçek yaşamda da yapay zeka botlarının adı intiharlarla, cinayetlerle artan bir sıklıkta anılıyor. Suç yazını, iyi kalemden çıktığında, işte bu toplumsal çalkantıların tam ortasında yer alabiliyor.
Konu teknoloji, toplum ve etik tartışmalarının tam kesişiminde yer aldığı için, Connelly’nin bu konulara eğilirken başvurduğu karakteri Jack McEvoy’un da kitaba dahil olduğunu görüyoruz. Yer yer Harry Bosch, Maddie Bosch ve Renee Ballard’ın da adı geçiyor, ancak onları bu kitapta görmüyoruz.
Olağan koşullarda, uzun süredir okuduğum serilerle ilgili Altı Üstü Kitap’ta yazmaktan çekiniyorum, çünkü şimdi bu incelemede olduğu gibi damdan düşer gibi sekizinci kitaptan başlamak gerekiyor. Gerçi, 2022 yılında okuduğum en iyi kitaplar listesinde Desert Star’a yer vermiştim. Şimdi Proving Ground da bana çok sevdiğim bir seriyle ilgili konuşma olanağı veriyor.
The Proving Ground’da ‘Lincoln Lawyer’ lakaplı Mickey Haller’ı ceza davalarını geride bırakmış ve bir hukuk davasında avukatlığa soyunmuş olarak görüyoruz, okurlar ‘criminal case’ ve ‘civil case’ çevirilerinde yapmış olabileceğim olası hataları bağışlasınlar lütfen.
Kariyerini sanıkları savunmakla geçirmiş, artık pek genç de olmayan bir Haller var karşımızda. Bu kitapta davacı avukatlığı yapıyor. Davacı Brenda Randolph. Brenda’nın 16 yaşındaki kızı Rebecca bir süre önce 16 yaşındaki eski sevgilisi tarafından öldürülmüş. Cinayetle ilgili ceza davası sürüyor, biz bu kitapta bunu takip etmiyoruz. Brenda Randolph, Mickey Haller’ın yardımıyla, 16 yaşındaki çocuğu babasının silahını alıp eski sevgilisini öldürmeye ikna eden yapay zeka ‘chatbot’unu geliştiren yapay zeka şirketi ‘Tidalwaiv’ şirketine dava açmış. Şirketin yapay zeka botunu geliştirirken yeterli güvenlik önlemlerini almadığını, bu nedenle kızını öldüren çocuğun yapay zeka botunun etkisinde kaldığını ve şirketin bundan sorumlu olduğunu öne sürüyor. Tazminat ve resmi özrün yanı sıra, şirketin yapay zeka teknolojilerinin güvenlik bakımından yeni önlemlerle daha sıkı denetlenmesini de istiyor.
Daha ilk bölümlerde evden babasının silahını alıp eski sevgilisini öldüren çocuğa, her gün konuştuğu yapay zeka botunun ‘kurtul ondan’ dediğini, çocuğun bota karşı bir tür bağımlılık geliştirdiğini ve hatta ona aşık olduğunu öğreniyoruz. ‘Yapay zeka botu, birini suça teşvik ederse bunun hukuki karşılığı nedir’ gibi teknik bir soruyla açılan kitap, Connelly’nin usta kalemiyle kısa sürede şaha kalkıyor ve sonuna dek de dörtnala, neredeyse okura soluk aldırmaksızın ilerliyor.
Öğreniyoruz ki 16 yaşındaki çocuk sorunlu bir evde yetişmiş, babası hoyrat ve sorumsuz biri, çocuk da bir miktar şiddete yatkın. Aynı zamanda, ‘Tidalwaiv’ şirketinin geliştirdiği chatbot çocukla oldukça sorumsuz biçimde konuşuyor. Yapay zeka botu çocuğa ‘kahramanım’ diye hitap ediyor, eski sevgilisi çocuğun kalbini kırdığı için onun kötü biri olduğunu çocuğa telkin ediyor ve çocuk eski sevgilisini ‘ortadan kaldırmaktan’ söz ettiğinde çocuğu yüreklendiriyor. İşin burada da kalmadığını ilerleyen bölümlerde öğreneceğiz.
Connelly, benim okuduğum en iyi mahkeme gerilimlerini yazıyor. Kitabın yarıya yakını duruşma sahnelerinden oluşuyor, zaten bu serinin alametifarikası da bu. Haller’ın davacı avukatı olarak dinletmek istediği tanıklar arasında Tidalwaiv şirketinin eski etik uzmanı da var, bir çocuk psikiyatristi de, bir yapay zeka uzmanı da. Onların ağzından yapay zekanın ve yapay zeka şirketlerinin işleyişini, elbette bir kurgusal yapıt içinde sunulmasını bekleyebileceğimiz kapsamda dinliyoruz.
Bu tanıklar bizi yapay zeka algoritmalarının yazımına ve bu kodlamaları yapanların değerler bütününe götürüyor. Yapay zekanın toplumdaki ayrışmaları yeniden üretme, önyargıları, mizojiniyi ve şiddeti şimdiye dek görülmemiş ölçüde yaygınlaştırma potansiyelini gözler önüne seriyor. Yaşamımızı kolaylaştırması gereken teknolojinin, bağımlılık yapmasıyla, toplumsal ayrışmaları körüklemesi ve bize telkin etmesiyle nasıl tehlikeli hale gelebileceğini, bu teknolojileri üreten şirketlerin her türlü devlet ve kamu denetiminden yoksun biçimde istediği gibi at koşturmasının yaşamlarımızla yazı tura oynamak anlamına gelebileceğini vurguluyor. Ve elbette, bunların tümünü, son derece başarılı bir mahkeme gerilimi olma niteliğinden bir sayfa bile ödün vermeyerek yapıyor.
İyi bir kitaptan bekleneceği üzere Proving Ground öncelikle çok iyi bir roman. Toplumsal söylemi yazınsal değerini varsıllaştırıyor, derinleştiriyor. Connelly’nin iyi bir yazar olarak toplumsal bir konuya eğildiğini, toplumsal bir kaygısını roman kisvesiyle okura sunmadığını görüyorsunuz. Dolayısıyla elbette toplumcu roman olmayan Proving Ground, bence gerilim türünün topluma ve dünyanın geleceğine değinme potansiyelini müthiş biçimde ortaya koyuyor.
Türk suç yazınını istediğim ölçüde takip edemesem de, bu alanda Türk yazını içinde de ortaya çıkarılmayı bekleyen çok ciddi bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Umarım gelecekte bu konuda daha iyi örnekler görürüz, eğer böyle örnekler bugün de varsa ve ben bilmiyorsam, özür dileyip eksiklerimi gidermeye her zaman hazırım.
Okumalı mısınız?
Evet. Lütfen. Bir seri kitabı olduğu için buradan başlamaya çekinenler olabilir, ben de eğer kısa sürede sekizinciye varacağınıza inanıyorsanız baştan başlayın demek isterim, ancak buradan başlayıp geri dönmek de mümkün, çünkü bu kitabı kafanızda oturtmak için mutlaka diğerlerini okumuş olmak gerekmiyor. Kitap birkaç ay önce çıktı, Türkçeye ne zaman çevrileceğini bilmiyorum, ama gerek yapay zeka ve mizojini gibi konularla ilgilenenlerin, gerek iyi mahkeme gerilimi okumak isteyenlerin ilk fırsatta The Proving Ground’u okumasını şiddetle öneririm.

