Hollywood’un yaldızını söken yeni kuşak bir kara roman: Everybody Knows

Can Güçlü

Jordan Harper ilginç bir yazar.

İlk romanı She Rides Shotgun’ı (Simon & Schuster, 2017) geçtiğimiz yıllarda okumuştum, aklımda çokça yer etmişti. Hatta sanırım podcast’in ikinci sezonunda adını geçirmiştim, sonrasında da bir listede yer verdiğimizi anımsıyorum.

Harper’ın tarzını kısaca özetlemek bence olanaklı: Çok ağır konuları çok güçlü bir kalemle ve çok akıcı olarak yazabiliyor. Büyük vahşet sahnelerini derinlikli duygularla ve içten sevgilerle harmanlayabiliyor. She Rides Shotgun tam olarak bunu yaptığı bir romandı.

Birkaç yıllık sessizliğin ardından, Harper’ın 2022 sonunda ve 2023 başında iki kitabı çıktı. Birincisi The Last King of California, ikincisi de Everybody Knows. İki romanın birbirine bu denli yakın aralıkta çıkması ve The Last King of California’nın önce İngiltere’de yayınlanması ancak ABD’de eşzamanlı yayınlanmaması bana bir menajerlik sorunu olduğunu düşündürüyor, ama bunun konumuzla pek bir ilgisi yok.

Son birkaç ayımı taşınma hazırlıklarıyla ve son birkaç haftamı da taşınıp yerleşme uğraşıyla geçirdiğim için beni uğraştırmayacak kitaplara çok gereksinim duyduğum bir evredeyim. Bu yüzden rafta Everybody Knows’u görünce neredeyse hiç düşünmeden torbaya attım ve kısa süre sonra da okumaya başladım.

She Rides Shotgun dolayısıyla Harper’dan küçük ölçekli ve kişisel bir suç romanı beklerken, Everybody Knows’da karşıma Hollywood dünyasının en ışıltılı ve en kirli yanlarını okurun kucağına daha ilk sayfalardan bırakıveren bir kitap çıktı.

Harlan Coben, Everybody Knows’u bir ‘neo-noir’, yani yeni kuşak bir kara roman olarak tanımlamış. Belki neon-noir, yani neonla süslenmiş bir kara roman demek daha bile doğru olabilir. Çünkü büyük ışıltıların, büyük varsıllıkların, büyük ünlerin gölgesindeki onulmaz vahşet, acımasızlık ve sömürü her sayfada kanlı canlı bir varlık gibi satırların arasından okurun suratına sıçrıyor.

Ana karakterimiz Mae bir Hollywood ajansında çalışıyor. İşi, algı yönetimi. İşinde de iyi. İlk sayfalarda çok ünlü bir aktrisin varsıl bir iş adamının teknesinde dayak yemesinin ardından bunu kamuoyuna köpeğiyle oynarken geçirdiği bir kaza olarak aktarılacak biçimde yeniden kurgulamaktaki becerisine tanık oluyoruz. İkinci ana karakterimiz ise Mae’in eski sevgilisi Chris. Chris eski bir polis. Rüşvet alan, görevinin ve yasanın sınırlarının dışına çıkan bir polisken yakalanıyor ve polislikten atılıyor, ama çevresindeki herkes de kendisi denli kirli olduğu için bir biçimde olayın üstü örtülüyor. Çünkü kirli insanlar birbirlerini koruyor.

Görülebileceği üzere, Mae ve Chris özel olarak iyi insanlar değil. Kitabın başlarında rutin pis işlerini halledişlerini izliyoruz. Öyküyse Mae’in bir yakınının öldürülmesiyle hareketleniyor. Büyük bir sırra erişen bu karakterin öldürülmesiyle birlikte işler ciddiye biniyor. Bu büyük sır, kitabın kurgusal sınırları içinde kalabilecek bir sır değil. Hollywood’un ışıltılı dünyasının çürük köşeleriyle sınırlı kalabilecek bir şey de değil. Kapitalizmin ve gücün işleyişine içkinleşmiş büyük ve bir o denli alışıldık bir sömürü.

Kitap ikinci yarısından başlayarak bu ışıltılı ve zehirli dünyanın çok bilinen ama üzerine pek az konuşulan kuytularında kanlı ve süratli bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Harper’ın muhteşem bir dili var. Tarzıyla ve yazımıyla okura her sayfada birer kez tokatlanıyormuş, birkaç sayfada bir de bir yudum şampanyayla gönlü alınıyormuş duygusu yaşatıyor.

Dilin ve yazımın güzelliğiyle öykü arasında ilk sayfalarda gözlenen uçurum, öykünün ağırlaşmasıyla birlikte kapanıyor ve kitap sonlara doğru doğal akışına oturuyor.

Bir önemli eleştirim şu: Dur durak bilmeden ilerleyen öykü, sonlara doğru yakalanan ivmenin hakkını vermeyen bir sonla kapanıyor. Öykü sonuçlanmadığı ya da yazılan son başarısız olduğu için değil, dakikalardır izlenen bir ışık gösterisinde kendinizi görkemli bir sona hazırlamış ve beklediğiniz büyüye tanık olamamışsınız gibi bir hava yaratıldığı için.

Buna karşın, Everybody Knows, suç yazınının hem yazınsal değer bakımından, hem de dünyanın en görkemli ve en tiksinti uyandırıcı boyutlarını aynı tabloda birleştirebilmesi bakımından ne büyük işler başarabileceğinin bir göstergesi. Jordan Harper gerçekten yetenekli ve etkili bir yazar.

Okumalı mısınız?

Eğer yeni ufuklara yelken açabileceğiniz bir evredeyseniz Everybody Knows’a bir şans vermekte hiçbir sakınca yok, hele ki özgün ve güçlü bir suç romanı okumak istiyorsanız. Eğer Hollywood’un kirli yönleriyle yüzleşmek istiyorsanız bundan daha iyi ne okuyabilirsiniz bilmiyorum. Ama alışılageldik bir gerilim romanı okuyacak havadaysanız Everybody Knows şimdilik sizin kitabınız değil. Kaleminin gücüne karşın Harper tarzı ve öyküleriyle herkese hitap etmiyor, bunun da ayırdında olmakta yarar var.

Blog at WordPress.com.