Söyleşi: Çimen Günay-Erkol

Söyleşi: Özge İpek Esen

2025, öykücülüğümüzün kutup yıldızlarından Sait Faik’in eserlerinin telifinin kalktığı yıl oldu. Haliyle Sait Faik eserlerinin cafcaflı kapak tasarımlarıyla, aforizmaya dayalı reklamlarıyla yeni nesil okura pazarlandığı bir furyayla yıla başladık. Ortaokul Türkçe ders kitaplarının birinde Son Kuşlar öyküsünü okuyarak tanıdığım, lise yıllarında öykülerindeki denizin tuzuyla kavrulduğum Sait Faik’i bu sıralar acemi bir yayıncı olarak yeniden okuma imkânım oldu. Yeni yeni lombozlardan gördüm Sait Faik’in denizini. Acaba bu verniklenip cilalanmış kitaplar furyası içinde yeni nesil okur nasıl görecek diye meraklandım ve kendime vazife çıkardım. Görüşlerini merak ettiğim, yeni nesil okurun da bu görüşlerden yararlanmasını istediğim yazarlara “Sait Faik’i okumak” temalı sorular sordum. Amaç yeni nesil okura Sait Faik’i tanıtmak olduğundan kısa ve oldukça yüzeysel üç soruyla yetindim.

İşte Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol ile Sait Faik üzerine sohbetimiz.

Sait Faik ile ilk tanışmanız nasıl ve ne zaman oldu hatırlıyor musunuz?

Benim lisede edebiyat öğretmenim, edebiyat eleştirmenliğini öğretmenlikle birlikte yürüten Eser Gürson’du. Tabii biz o zamanlar Eser hocanın makalelerine, eleştirmenliğine vâkıf değiliz; bizim için ciddi ve notu kıt öğretmenlerimizden biriydi kendisi. Çok az gülümserdi Eser hoca; her zaman büyük bir ciddiyetle ders işlerdi. Bizler de çok kaynatamadığımız için dersi olsa gerek, hocayla aramızdaki mesafeyi edebiyatla da aramıza koyardık. Sait Faik’i ilk onun derslerinde okumuş olsam gerek; çünkü aşağı yukarı aynı yıllarda evde annemin kitaplığından kitap alıp, iyi edebiyat metinleri okumaya başladım; ama, evde Sait Faik okuduğumu hatırlamıyorum. Sait Faik, bundan yıllar sonra mühendislikten edebiyat alanına geçip yüksek lisans yaparken karşıma çıktığında ben ancak modernist öykünün ne olduğunu hakkıyla anlayacak kıvama gelmiştim. Dolayısıyla, ilk tanışmamızın formalite icabı edebiyat dersleri aracılığı ile olduğunu; ama, kalben tanışmamızın benim yüksek lisansa başladığım yıllarda gerçekleştiğini söyleyebilirim.

Yeni nesil okurlar Sait Faik’i nasıl ve ne için okumalı sizce? Ve bu sorudan hareketle Türk öykücülüğü içinde Sait Faik’in yerine dair neler söylersiniz?

Yaş almanın en güzel tarafı böyle içinde “yeni nesil” geçen sorulara cevap vermek; bu soru için teşekkürler, ama zaten onları “yeni nesil” yapan şey, eskilerin reçetelerini pek takmamaları. Bundan ötürü, ben kendi nasılımı niçinimi anlatayım; ama, hiç bunu reçete gibi sunmadığımı da söyleyeyim. Sait Faik’i hocanın minderine iğne yerleştirdiği için arkadaşlarıyla birlikte okuldan atılan; insanların iki yüzlü dünyasına uyum sağlamamak için içindeki çocuğun sesini kısmamakta direnen; ailesinin para kazanma ve okuma baskılarını göğüslerken edebiyatla hayata tutunan biri olarak tanıdım. Onun öykülerini okumak, öncelikle bu “kendi olma” ve “hayata kendi olarak devam etme” direncini farklı kurmaca karakterler üzerinden görmek anlamına geliyordu benim için. Kimi zaman ötekileştirici bir toplumda yaşadıklarını fark ediyordu bu karakterler; kimi zamansa hiyerarşik ilişkilere veya çeşitli bağnazlıklara sıkıştıklarını. Kısacası, “çıkışsızlık içindeyken ne yapılır?” sorusu vardı bir şekilde yazdıklarında Sait Faik’in ve beni oradan yakaladı: Para yoksa, güç yoksa, sevgi yoksa ve öteki olduysak… Ben Sait Faik’in Türkiye’de modernist öykünün haşarı çocuğu olduğunu düşünüyorum. Hani böyle tarihselleştirme durumlarında genelde “babası” denir; biraz da ona ters köşe yaparak, tarihte bir başlangıç noktası olarak işaretlenecek olsa bile, burada da “babalık” otoritesini reddedeceğini düşündüğümden, haşarı çocuğu derdim. Sait Faik, okurunu karşısına bir öğrenci gibi alan pek çok yazarın aksine, eşit bir yerden ilişki kurmaya çalışan bir yazar. Kendisinden sonra gelen pek çok ismi etkilediğini, geçmişten gelen alışkanlıklar nedeniyle “süslü” sözün ve okur üzerinde otorite kurma çabasının edebiyat sayıldığı ortamlarda, doğallığın ve duruluğun, “öğretmen yazar” değil de “kendi halinde yazar” olma halinin geçer akçe olmasını sağladığını düşünüyorum.

Edebiyatımızdaki “kuşak” kavramsallaştırmasını düşününce Sait Faik armağanının bu kavramla ilişkisi nedir, nasıldır sizce? Onun beslendiği kaynaklar açısından değerlendirdiğimizde yeni öykülerde, öykücülerde izdüşümleri var mıdır?

Sait Faik Armağanı, ülkemizde öykü dalında verilen en prestijli ödül. Ancak bu ödülü farklı edebiyat kuşaklarını birbirlerine türsel olarak bağlayan gizli bir formül olarak göremeyiz. Ödülü alan yapıtlara ve yazarlara şöyle ufak bir göz atsak bile, birbirinden oldukça farklı tarzlarla karşı karşıya olduğumuzu fark ederiz diye düşünüyorum: karşımızda, 1955’ten bugüne verilen bir ödül ve Orhan Kemal ile Bilge Karasu’yu, Adalet Ağaoğlu ile Ayşegül Devecioğlu’nu yan yana getirmiş, güçlü isimlerle dolu bir kazananlar listesi var. Dolayısıyla, yeni öykülerde ve öykücülerde izi varsa bile, bunu ortaya koyacağımız tek bir özellik ile tarif edemeyiz. “Sait Faik’in izdüşümlerini hangi özellikleri, hangi konuları, hangi hattı takip ederek arayabiliriz?” diye düşününce aklıma öncelikle onun öykülerinin doğa ile kurduğu ilişki geliyor. Sonra Sait Faik’in erkeklik üzerine eleştirel yazabilmesi. Son olarak da, dönemin egemen edebiyat anlayışının karşısına kendisi olarak çıkabilmesi… Sait Faik’ten sonra onun kadar canlı bir şekilde denizi, ada hayatını yazan oldu mu mesela emin değilim. Şimdi Ekoedebiyat veya Antroposen çalışmaları gibi alanlar popülerleştikçe, bazı yazarlar doğaya, denize, suya ilişkin tavır ve tutumları anlamaya ve temsil etmeye yönelecekler ve belki çoktan bu yola çıkanlar da oldu, ama bu hesaplı yönelişlerden Sait Faik’in doğallığına benzer bir kendiliğindenlik çıkması mümkün değil. Yine bu kendiliğindenlik, erkeklik meselesinin de içten bir eleştirmeni olmasını sağlıyor Sait Faik’in; onun öyküleri, bir erkek çocuğunun Türkiye’nin patriyarkal kültüründe erkeklik denen üstünlük fantezisine kapılarak nasıl yetişkin bir erkeğe dönüştüğünü sorgulayan sahne ve olaylarla dolu. Bu meseleyi bugün edebiyatın malzemesi yapanlar olsa da, aynı içtenliği göstererek özeleştiri yapabilen erkek yazar sayısı çok az. “Öğretmen” yazar olmak ile “kendi halinde yazar” olmak arasındaki dengeyi ikinci lehine kırmayı büyük ölçüde başarmış bir edebiyat dünyasında olsak da, insana dair olan şeylerin zaten politik olduğunu gösterebilen, “kendi”liğinden yazan, yeni Sait Faik’lere olan ihtiyacımızın sürdüğünü düşünüyorum.

Çok teşekkür ederiz.

Altı Üstü Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin