Söyleşi: Özge İpek Esen
2025, öykücülüğümüzün kutup yıldızlarından Sait Faik’in eserlerinin telifinin kalktığı yıl oldu. Haliyle Sait Faik eserlerinin cafcaflı kapak tasarımlarıyla, aforizmaya dayalı reklamlarıyla yeni nesil okura pazarlandığı bir furyayla yıla başladık. Ortaokul Türkçe ders kitaplarının birinde Son Kuşlar öyküsünü okuyarak tanıdığım, lise yıllarında öykülerindeki denizin tuzuyla kavrulduğum Sait Faik’i bu sıralar acemi bir yayıncı olarak yeniden okuma imkânım oldu. Yeni yeni lombozlardan gördüm Sait Faik’in denizini. Acaba bu verniklenip cilalanmış kitaplar furyası içinde yeni nesil okur nasıl görecek diye meraklandım ve kendime vazife çıkardım. Görüşlerini merak ettiğim, yeni nesil okurun da bu görüşlerden yararlanmasını istediğim yazarlara “Sait Faik’i okumak” temalı sorular sordum. Amaç yeni nesil okura Sait Faik’i tanıtmak olduğundan kısa ve oldukça yüzeysel üç soruyla yetindim.
İşte Pelin Buzluk ile Sait Faik üzerine sohbetimiz.
Sait Faik ile ilk tanışmanız nasıl ve ne zaman oldu hatırlıyor musunuz?
“Semaver” ile “Hişt, Hişt!…”in üzerimdeki etkisini iyi hatırlıyorum. Ama ilk okuduklarım onlar mıydı, emin değilim açıkçası. Bu ikisinden sahnelerin zihnimde yer edinmesi, anlatımın hemen sarıp sarmalaması beni şaşırtmıştı. “İyi bir öykü nasıl olmalı?” sorusuna cevap ararken “kalıcı sahneler” ölçütü benim için hep önemli oldu sonraları.
Yeni nesil okurlar Sait Faik’i nasıl ve ne için okumalı sizce? Ve bu sorudan hareketle Türk öykücülüğü içinde Sait Faik’in yerine dair neler söylersiniz?
Sait Faik (çoğunlukla Adalar ve İstanbul’la sınırlı da olsa) yoksul insanları, yoksul evleri, kahvehaneleri capcanlı biçimde yeniden yaratmıştır. Yazdıkları, 1940’ların ve 1950’lerin İstanbul’u, insan ilişkileri, dönem panoraması, gündelik diline tanıklık etmek için bulunmaz nimettir. Berrak bir dille bir dönemi en yalın ve canlı haliyle deneyimlememize olanak verir. Sait Faik’i hiç okumamış insanlar bence yayımlanma sırasına göre okumalıdır kitaplarını. Bu şekilde yazma uğraşıyla kurduğu bağın yıllar içinde nasıl değişip dönüştüğü de görülebilir. Gerçek ve gerçeküstünün sınırını belirsizleştirdiği son öykülerine kadar dönem edebiyatının ve o edebiyata nasıl biçim verdiğinin örneklerini de görebiliriz. Öykücülüğümdeki yerini modern öykünün klasik hikayeden ayırt edilmesi açısından da çok önemli buluyorum. Sait Faik öykücülüğü, giderek giriş-gelişme-sonuç klasik yapısından kopmuş; modern öyküye yaklaşarak, okuruna yaşamdan kesitler sunmaya, sahici düşsel bir yaşantı sürme fırsatı vermeye başlamıştır. Anlatma işini bir kenara bırakarak, sahneler kurmak ve göstermekle ilgilenmeye başlamıştır. Bu nedenle Sait Faik öykücülüğünde, edebiyatımızda modern öykünün erken örneklerini bulabiliriz.
Sizin öykücülüğünüzle Sait Faik öykücülüğü arasındaki bağlar, izdüşümler nedir?
Yazma uğraşımda bambaşka yollardan yürüsem, bambaşka sapaklar ilgimi çekse de kendi öykücülüğümün Sait Faik öykücülüğüyle bağlarını kurabiliyorum. Örneğin ben de kuvvetli, kalıcı ve inandırıcı sahneler yaratmanın yolunun atmosfer kurabilmekten geçtiğine inanıyorum, bu yönde çabalıyorum. Yalın bir sahnede kanlı canlı insanlar göstermeyi önemsiyorum, özellikle son kitabımda karakter yaratmak ve diyalog yazmakta buraya vardığımı düşünüyorum. Bir edebiyat eseri, özelde öykü, yaşam dünyasına inandığımız ölçüde ve kuvvette var olur. Sözü edilen, gerçeküstü ve/ya fantastik bir metin bile olsa ne kadar inandırıcı ve sahiciyse o kadar vardır. Edebiyatın ve genelde sanatın alıcısı olduğunuzda inandığınız şey sizin için gerçektir. Sait Faik’in özellikle bu başlıklarda benim ve diğer öykü yazarlarının ustası olduğunu düşünüyorum.
Çok teşekkür ederiz.

