Can Güçlü
Stephen Ronson’ın The Last Line’ı (Hodder & Stoughton, 2023) yıllardır aradığım İkinci Dünya Savaşı romanı mı bilmiyorum, ama aradığıma oldukça yaklaşan, bulduğuma da çok sevindiğim bir roman. Çok kez denenmiş, ancak belirli niteliğin üzerine pek az çıkabilmiş bir formül deniyor: Aynı anda hem gizem, hem de savaş romanı olmaya uğraşıyor. Ve bu deneyinde benim şimdiye dek görebildiğim en keyifli sonuçlardan birini veriyor.
Kitapla ilgili uzun uzadıya yazmayacağım, zaten öyle uzun süredir inceleme yazmıyorum ki, parmaklarım biraz paslandı. En son incelememi, çok da keyif almadığım bir roman üzerine birkaç ay önce yazmıştım. Altı Üstü Tarih’te pek çok kitap incelemesi videosu yayınladık bu süre içinde, ancak dinlemekle okumanın aynı bilişsel deneyimi sağlamaması gibi, konuşmakla yazmak da pek çok açıdan çok farklı deneyimler. Yazmak insanı bir yandan daha çok zorluyor, bir yandan da becerisini daha kapsamlıca ortaya çıkarıyor. Üstelik birkaç kat daha doyurucu bir eylem.
The Last Line 1940’ın bahar ve yaz aylarında geçiyor. Ana kahraman John Cook, Birinci Dünya Savaşı’nda çarpışmış, sonra komando olarak Afganistan’da görev yapmış eski bir İngiliz askeri, aynı zamanda Sussex’te bir toprak sahibi. Kitap, Cook’un çiftliği yakınlarında it dalaşına giren Alman ve İngiliz uçaklarının düellosuyla açılıyor. Güneyde, kıta Avrupasında, Alman ordusu Fransa’da ilerlemekte. İngilizlerin seferi ordusu aşama aşama Dunkirk’e çekilecek. İngiliz halkı ve Cook, Fransa düştükten sonra sıranın kendilerine gelmesini ve Almanların İngiltere’yi işgal etmesini bekliyor, kendilerini buna hazırlıyor.
Cook, eski bir komando olarak orduda görev almak üzere girişimde bulunuyor. Ancak görüştüğü yetkililerin onunla ilgili daha farklı bir fikri var: Cook’u cepheye göndermeyecek, Almanların bölgeyi işgalinden sonra cephe gerisi gücü olarak (stay-behind) tutacak ve işgalin ilk günleri geçtikten sonra Cook önderliğinde bir takıma gerilla savaşı verdirecekler. Bu nedenle Cook’un bir takım kurması, işgale hazırlanması, işgal gerçekleştikten sonra Almanlara uyum sağlaması ve ilk günlerin şiddeti dindikten sonra işe koyulması gerekiyor.
Cook işi gücü bırakıp işgale hazırlanacakken işler karışıyor, çiftliğinde genç bir kadının cesedi bulunuyor ve baş şüpheli olarak Cook gözaltına alınıyor. Bu noktadan sonra kitap, hem bu cinayetin çözülmesi, hem de bir gerilla gücünün düşman işgalinden önce, savaşın karmaşasından yararlanarak genç kızları hedef alan bir komployu araştırması, hem de yaklaşan savaşa hazırlanılması biçiminde birkaç katmanlı bir olay örgüsü biçiminde ilerliyor.
Stephen Ronson oldukça akıcı ve erişilebilir yazıyor. Tarihsel dokuyu korumak için özen gösteriyor, ancak kitabın özellikle atmosferik olmaya çalışmadığını; hem mekanları, hem dili, hem diyalogları bakımından pek çok dönem romanında gördüğümüz ağır ve ağdalı havayı taşımadığını belirtmekte yarar var.
Doğal ve keyifli akan, dönemi canlı biçimde aktaran ancak bunun için kendini de, okuru da zorlamayan bir roman The Last Line.
Cook, tanıtım yazılarında da gördüğümüz üzere, Reachervari bir karakter. Doğrudan Jack Reacher üzerine kurulduğunu, bu anlamda bir taklit olduğunu söylemek güç, çünkü besbelli Reacher çakması karakterlerle yazılan yan sanayi romanlar var; ancak Cook’un Jack Reacher’dan, Stephen Ronson’ın da Lee Child’dan çokça esinlendiği apaçık. Ronson’ın kısa tümceleri ve yalın betimlemeleri Lee Child’ı, Cook’un askerlik geçmişi ve adalet arayışı da Reacher’ı andırıyor. Bu koşutlukları dövüş ve çarpışma sahnelerinde daha net görmek olanaklı. Bu da beni bir Reachersever olarak hiç rahatsız etmedi. Reachervari karakterler, iyi ve özgün öyküler içinde düzgün yazıldıklarında pekala çok hoş sonuçlar üretebiliyorlar.
Özcesi The Last Line hem gizem, hem de savaş romanı olmayı bence çok iyi başarıyor. Savaş yalnızca bir arkaplan değil, yalnızca bir atmosfer kazandırmıyor. Öykünün gidişinde ve karakterler üzerinde birinci elden etkili. Bu yüzden benim gibi bir okurun birden çok arayışına eşzamanlı yanıt verebiliyor ve sonuçta da okurunu mutlu ediyor.
Okumalı mısınız?
Eğer yazdıklarım ucundan kıyısından ilginizi çektiyse okumalısınız, çünkü eğlenceli ve akıcı bir kitap. Sizi zorlamaz. Türkçeye çevrilmesinde de hayır görüyorum, umarım birileri ilgileniyordur.

