Bir gün aşklar biter hatıralar kalır, peki kalmalı mı?: Eş

İlkin Şilan

Jenny Offill’in tesadüfen karşıma çıkan kitabı Eş (orijinal ismiyle Dept. of Speculation), benim için yılın ilk çeyreğinin en etkileyici kitabı oldu. Atina gezimde karşıma çıkan bu kitabı Türkiye’ye döndüğümde çevremdeki herkese tavsiye ettim. Tam bu sırada Domingo Yayınevi’nden Duygu Akın’ın çevirisiyle yayınladığını gördüm ve Altı Üstü Kitap’ta da bu kitaptan bahsetmeye karar verdim.

Sadece arkadaşlarımla değil terapistimle de paylaşmamı gerektirecek kadar etkilendiğim bu kitap aslında en temelinde aşkın zamanla, yaşla, evlilikle, benlik ve bencillikle olan imtihanını anlatıyor. Ayrıca aşkla ve aşık olmakla ilgili beklentilerimizi, hayal kırıklıklarımızı, aşk için vazgeçtiklerimizi, vazgeçtiğimiz için pişman olduklarımızı ve yine vazgeçeceklerimizi inceliyor. Ve bunu bana sorarsanız akıl almaz bir biçimde sadece 170 sayfada yapıyor.

Hikayeyi isimsiz bir kadın anlatıcıdan dinlemeye başlıyoruz. Bu kadın filtresiz ve kırılgan bir anlatıcı. Bir zamanlar genç olduğunu, hayalleri ve “asla”ları olduğunu hatırlıyor, kendini kayıp hissediyor. Bir anne olarak her şeyi bilmediğinden, bir eş olarak yıllardır duyduğu ve belki biraz üstten baktığı klişelere dönüştüğünden, bir kadın olarak hemcinslerine hem yakınlık hem de derin bir uzaklık hissettiğinden, orta yaşlarında biri olarak yirmilerinde sahip olduğu hayallere ihanet ettiğinden yakınıyor. Ama bir yandan da sahip olduğu hayatındaki özel anlara, kişilere, düzene sıkı sıkı sarılmak ve onlar için savaşmak istiyor. Tutarlı bir anlatıcımız yok ama bu beni ona karşı cephe almaya itmedi, hatta okurken biraz rahatladığımı hissettim. Benim gibi hala hayatını tam anlamıyla çözememiş, şükür ve sitem arasında sürekli yolculuk eden başkaları olma ihtimali beni daha az yalnız hissettirdi.

Bu kitap hala ruh ikizlerinin ve ölümsüz aşkların hayallerini kalbinde yaşatmaya çalışanlar için hazin bir kitap. Çünkü ne yazık ki aşkın çok da düşünmek istemediğimiz çirkin bir yanıyla bizi yüz yüze getiriyor. Ya ruh ikizimiz yaşamın kalabalığı ve karmaşası içerisinde bizden uzaklaşırsa? Ve biz ruh eşimiz için yaptıklarımızın benliğimizden ödün veren bir noktaya geldiğini fark edersek? Ya ruh ikizimize bir gün yabancılaşırsak, senkronize olamaz ve farklı tellerden çalmaya başlarsak? Ya da en kötüsü ruh ikizimizin başka birine, ona ilk tanıştığımız zamanki halimizi hatırlatan birine aşk mektupları gönderdiğini fark edersek? Daha önce benzer bir hikayeyi İlk ve Son adlı BluTV dizisinde izlediğimi hatırlıyorum, bu kitapta olduğu kadar etkilenmiş, korkmuştum ihtimallerin tamamından. İsimsiz karakterimiz kitabın bir noktasında eşine onu “aldatılan eş” klişelerine dönüştürdüğü için kızıyor ve bence kızmakta haklı, bu günahların en büyüğü. Aşk biricik hissetmek ve hissettirilmekken, yıllanmış bir karikatüre dalga geçilen bir klişeye dönüştürülmek aldatılmanın ötesinde bir ihanet.

İşte tam bu noktada anlatıcı isimsiz kadından üçüncü şahıs anlatıcıya geçiyor. Ben kitabı okurken bu noktada anlatıcının dissosiye olduğunu hissetmeden edemedim. Eşinin başka bir kadını sevme ihtimali üzerine birincil ağızdan bahsetmek, kitabın kalanında olduğu kadar okuru zihninin içine almak istememesi bana hem normal hem de gözlerimi dolduracak kadar üzücü geldi. Kitabın sonuna doğru isimsiz kadın anlatıcımıza yeniden kavuştuğumuzda uzun zamandır görmediğim ve hakkında endişelendiğim bir arkadaşıma yeniden kavuşmuş gibi hissettim.

Kitapta çok fazla yan karakter mevcut değil. Genel olarak anlatıcımız olan kadını, eşini ve kızını görüyoruz. Bunun dışında arada karşımıza çıkan bazı karakterler var, anlatıcının arkadaşı filozof, yazmasına yardım ettiği “almost astronaut”, kız kardeşi gibi… Ancak bunların arasından belki en az bahsedilen ama bende en çok etki bırakanlardan biri kesinlikle Lia oldu.

Lia isimsiz ana karakterimizin öğrencisi ve birçok açıdan ana karakterimize paralellik gösteriyor. Lia 24 yaşında, genç, güzel ve melankolik bir karakter. Ana karakterimiz nasıl kendisini karanlıkta düğme arayarak gecelerini geçiren bir mahkuma benzettiyse aynı şekilde ileriki sayfalarda Lia’nın da asla uyuyamadığından bahsediyor. Önünde onu bekleyen bir hayat olduğunu düşünmüyor, sona geldiğini hissediyor, oysa ana karakterimiz onun hayatı için umutlu. Çünkü aynı yolu kendisi de yürümüş, sonu akıl almaz bir kalp kırıklığına varsa da bu yılları hiçbir şeyle değişmeyeceğini söylüyor filozofa. Belki de bunu hatırlayarak Lia’nın sonu geldi sandığı şeylerin aslında yeni başlayacağını biliyor. Lia aslında birçok farklı noktada kendisine ve geçmişine bakması, yüzleşmesi, şefkat duyması için bir kanal sağlıyor ana karakterimize. Lia’ya karşı duyduğu saf şefkati keşke kendisine de duysa diye düşündüm. Sonra bu karaktere duyduğum şefkati kendime de duymalıyım diye aklımın bir kenarına not aldım.

Bu yazıya bu kadar arabesk bir isim vermek istemezdim ancak dönüp dolaşıp bu noktaya geldiğimi fark ettim. Aşkın (tutkulu, ateşli, midede kelebekli aşkın) bir noktada bittiği bir gerçek. Peki aşklar bittiğinde kalan hatıralarımız bizi artık var olmayan bir aşkın kırıntılarıyla avunmaya itiyor olabilir mi? İsimsiz ana karakterimiz kederinin en derin noktasında bile “yeniden olsa yeniden yaparım” diyor, ama neden? Kitap boyunca anlatılan keder ve melankoli çok gerçek, çok derin. Bir türlü kaçılamıyor, yolu yordamı bulunamıyor. Herhangi bir noktada bu evlilikten vazgeçmek (aldatılmanın öncesinde veya sonrasında) akla gelmiyor. Böyle zamanlarda yazar hemen bir anekdot, bir ilginç bilgi veya hatıralarına sığınıyor diye düşünmeden edemedim. Ya da belki sadakat, bir insana değilse bile bir aşka, kendi hislerine, iyi günlerin ihtimaline duyulan sadakat böyle bir şey… Ben kitabı okurken bir gün kendimi aynı pozisyonda bulmaktan, hatıralarıma kaçıp orada bir şeyler aramaktan, biten bir aşkın yanında beni de bitirmesinden korktum, itiraf etmeliyim. Bu nedenle de “kalmalı mı?” diye sordum, “hatıralar kalmalı mı?”

Okumalı mısınız?

Mutlu değilse bile iyisiyle kötüsüyle gerçek bir aşk hikayesi okumak istiyor, “Normal İnsanlar gibi bir kitap arıyorum ama daha kısa ve daha ilginç bir tarzı olsun” diyorsanız okumanızı tavsiye ederim.

Altı Üstü Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin