Çağdaş yazında, özellikle belirli türlerde, serilerin bağımsız yapıtlar üzerinde bir baskınlık kurabildiğini görüyoruz. Herkesin aklına Yüzüklerin Efendisi gibi üçlemeler ya da Harry Potter gibi modern fantastik seriler gelebilir, bu haklı bir anımsayış da olur. Bizim de, özellikle polisiye olarak adlandırdığımız tür içinde, pek çok serimiz var, Ahmet Ümit’in Başkomiser Nevzat kitapları gibi. Genç ya da genç yetişkin türlerinde örneğin İpek Ongun örneği verilebilir. Özcesi seriler, yazınsal yaşamımızın çok önemli bir parçası. Her serinin kendi kitapları içinde ve serilerin kendi aralarında öykü anlatımına farklı yaklaşımları olduğu gibi, bu farklı yaklaşımlar tarz, teknik, uzam gibi alanlarda da kendini gösteriyor, yazardan yazara, türden türe özgün karşılıklar yaratıyor.
Ancak özellikle kitapların ticari olarak daha kapsamlı ilgi gördüğü Batı yazınında, fantastik yazında, aşk yazınında, suç yazınında kimi 30-40 kitaba yanaşmış seriler okurların büyük ilgisini çekiyor. Hatta bazı yazarlar bütün yazınsal kariyerini tek bir seriye dayandırabiliyor. Altı Üstü Kitap’ın sıkı takipçilerinin çok kez duyduğu ve son yıllarda dizisiyle de gündeme gelen Jack Reacher serisi buna örnek.
Peki, seri okuru olmak neden güzeldir?
Bu konuda kendi görüşümüzü ana hatlarıyla özetlemek istedik. Akılda bulundurmakta yarar var ki, bu sorunun yanıtları çoğaltılabilir, başka yaklaşımlar başka yanıtları gündeme getirebilir.
Öncelikle, elbette bazı okurların temelde belli başlı yazarlara yönelebileceğini ve okuma deneyimlerini belirli serilerle sınırlı tutabileceğini not düşelim. Bu bakımdan bazı okurlar kendilerini doğrudan ‘seri okuru’ olarak niteleyebilir. Ancak, netlikten ödün vermemek adına açıklayalım: Bunun okurluk şemsiyesi altında ayrı bir kimliklenme olması gerektiğini, yani başka türlü okurluklardan farklı bir seri okurluğu olması gerektiğini ileri sürmüyoruz. Seri okumanın kendine özgü yanlarını öne çıkartmak istiyoruz.
Her şeyden önce, seriler tekil kitaplardan çok daha uzun erimli ve çok daha kapsamlı öyküler anlatabilir. Bu nitelikleriyle, okuru çok daha derinlikli yolculuklara çıkarabilir. İster tarihsel, ister fantastik olsun, öykünün içinde geçtiği dünyanın dönüşümünü, olay örgüsünün uzun erimli etkilerini tekil kitaplardan daha vurucu biçimde, altını daha iyi doldurarak işleyebilir.
Bütün seri boyunca aynı karakterleri izlemek bizde ciddi bir tanıdıklık ve tanışıklık duygusu uyandırır. Bu da bu karakterlerin gelişimini, evrimini, dönüşümünü belki onyıllara yayılan bir öykü içinde izleme olanağı sağlar. Bir okurun karakteriyle, uzamıyla, öyküsüyle yepyeni bir kitabın içine girmesiyle tanıdığı karakterlerin yeni maceralarını okuması arasında okurluk deneyimi açısından yaşamsal farklar olabilir. Seri okurları, kendilerini karakterlerin ailesinin bir üyesi olarak göregelebilir.
Benzer bir bağ, serinin geçtiği mekanla da kurulabilir. Orta Dünya’yı Bilbo Baggins’in yolculuğundan Pelennor Çayırları Savaşı’na dek, hatta Tolkien külliyatının pek çok başka kitabının kesitleriyle tanımak, tek bir kitapta biraz tanıyıp geçmekten farklı, çok daha derinlikli, çok daha dönüştürücü bir deneyimdir örneğin.
Bu tanıdıklık, bazen bir dostluk duygusuna da dönüşebilir. Uzun soluklu bir serinin yeni çıkmış kitabını, o seriye yabancı bir okur belki konusunu ilginç bulduğu için okur, ancak serinin geçmişten beri okuru olan biri, bir süredir görmediği bir dostunun başından geçenleri dinlemeyi andıran bir duygu için okur.
Seriler uzun soluklu tek bir öykü anlatmasa ve her kitap kendi içinde başka öyküler taşısa da bu tanıdıklık azalmaz. Bu kez de tanıdığımız, bildiğimiz, sevdiğimiz karakterleri sürekli yeni durumlarda, belki yeni yerlerde görmemiz, yepyeni öyküler keşfetmek için her kitapta yeni karakterlerle sıfırdan tanışma zorunluluğunu ortadan kaldırmamız anlamına gelir.
Seri okuru olmak, ritim bakımından tekil kitaplar okumaktan çok daha dinamiktir. Bu durum sayfa sayısından, konudan, akıcılıktan bir ölçüde bağımsızdır. Bazı seriler bir kez akmaya başlayınca bir kitabı bitirip öbür kitaba sıçrayıvermek çekirdek çitlemek gibidir. Dizileri zincirleme izlemek ne kadar gerçekse, kitapları zincirleme okumak da aynı oranda gerçek ve yaygındır.
Hızını bir kez almış bir seri okuru, bu ritim farkını kendi okuma yaşamını düzenlemek için kullanabilir. Keyfi kaçıksa, okuma hızı düştüyse, kafası dağınıksa bildiği ve sevdiği bir serinin yeni kitabını okuyup okuma kasının pasını silebilir.
Bu bakımdan seri okuru olmak hem daha büyük öyküler okumayı, hem daha hızlı ritimde okumayı, hem olay örgüsü, hem mekan, hem yazınsal teknik bakımından derinleşmeyi kolaylaştırır. Bir yandan daha kolay bir okuma eylemiyken, bir yandan da daha derinlikli bir okuma eylemi niteliği taşıyabilir.

