İtiraf etmem gerek, 2023 yılı benim için kitaplar konusunda zaman zaman tıkandığım bir yıl oldu. Zaman zaman “okuma felci”ne yakalandığım dönemler olsa da arada gerçekten de okumaktan büyük keyif aldığım ve beni yeniden edebiyatın büyülü dünyasına geri çeken yazarlarla ve kitaplarla tanıştım.

I’m Glad My Mom Died – Jennette McCurdy
Bu kitaptan yıl içerisinde Altı Üstü Kitap’ın canlı yayınlarında da birkaç kez bahsettim. Bu liste kapsamında da bir kez daha bahsetmeden duramadım. Elimden düşmeyen, beni güldüren, ağlatan ve kesinlikle birçok konuda bana yeni bir bakış açısı katan bu otobiyografi bana kalırsa bu yılın en güçlü kitaplarındandı. Jennette McCurdy’nin hayatı annesinden önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılıyor, annesi Jennette’in idolü, düşmanı, sırdaşı, zorbası, her şeyi. Öldükten sonra dahi Jennette’in hayatının merkezinde ve kontrolünde. Jennette ise bir yandan kendini ve hayatını anlamlandırmaya çalışıyor, bir yandan da doğru bildiği gerçekleri sorgulamak zorunda kalıyor. Adından da anlaşılacağı üzere kitabın her sayfası çok cesur, çok dürüst, çok olaylı. Jennette McCurdy’yi oyuncu olarak neredeyse hiç tanımıyordum ancak bir yazar olarak kesinlikle radarıma girdi, bundan sonra daha çok yazmasını, hatta kurgu alanında da kendini denemesini çok isterim.

Gulyabani – Hüseyin Rahmi Gürpınar
Birçoğunuz “Gulyabani bir insan için nasıl 2023’ün en iyi kitaplarından olabilir?” diyeceksiniz, haklısınız. Şimdiye kadar elime bir kez Hüseyin Rahmi Gürpınar kitabı geçmişti ancak günümüz Türkçesiyle olmadığı için zorlanmış ve bırakmıştım. Bu yıl elime tesadüfen geçen Gulyabani sayesinde yazarla yeniden bir yolculuğa çıktım ve bu kısa eseri tek oturuşta bitirdim. Kitap, şehrin dışında garip sakinleriyle ünlü bir köşke hizmetçi olarak giden saf ama meraklı Muhsine’nin ilk gününden olayların çözümlendiği güne kadar evde yaşananları anlatıyor. Yazarın dili o kadar kıvrak, muzip, yer yer sarkastik ki gülmekten okumayı bırakmak zorunda kaldığım yerler oldu. Çeşitli batıl inançları ele almayı seven ve bunlardan hem eleştirel hem de mizahi hikayeler çıkaran yazarın diğer kitaplarını koşarak gidip aldığımı söylememe gerek yok sanırım.

Yellowface – R. F. Kuang
Bu kitabı elime geçene kadar çok bekledim ve beni hayal kırıklığına uğratmadığı için çok mutluyum. Babel adlı kitabı ile kendinden çok söz ettirmiş R. F. Kuang, Yellowface ile konfor alanının dışına çıkmış, Babel’den tamamen farklı bir kitaba imza atmış. O nedenle bu kitabın beğeneni de beğenmeyeni de oldukça fazla. Ben beğenen tarafa adımı yazdırmak istiyorum. Yellowface ile R. F. Kuang, okurlar için yazarların dünyasına ve yayıncılık sektörüne bir pencere aralarken, içinde yer aldığı camiaya da oldukça sert bir eleştiri sunuyor. Bir kitabın yazılma, düzenlenme, basılma aşamalarındaki güç dinamiklerine, önceliklere ve pek de saf olmayan niyetlere şahit oluyoruz. Kitabın ana karakteri olan June Hayward çok gerçek bir karakter, hatta o kadar gerçek ki zaman zaman okuru kendi karanlık hırsları, zayıflıkları, sahtelikleri ile yüz yüze getiriyor. Bu sebeple her saniyesi keyifli bir okuma olmadı ancak her saniyesi etkileyiciydi.

