2023’te Okuduğum En İyi Üç Kitap / Şule Tüzül

Ne şanslıyım ki 2023 yılında okuduğum kitapların yarıdan fazlası okumaya doyamadığım harika kitaplardı. Altı Üstü Kitap için bu listeyi hazırlarken hangisini seçeceğimi bilemedim. Bir sıralama yapmam mümkün değil. Her biri farklı yönleriyle içinde kendimi bulduğum, kendime yakın bulduğum kitaplar. Sonunda benim için özel olan üç kitabı seçebildim. Bu üç kitaba 2023’ün benim için en iyileri değil de, bende yarattıkları etki nedeniyle özel olan ve bu nedenle öne çıkan kitaplar demek daha doğru olacak.

Ağaçların Rüyası – Oylum Yılmaz

Ağaçların Rüyası, çok sevdiğim ve ne yazsa okurum diyeceğim yazarlardan Oylum Yılmaz’ın üçüncü romanı. Bu kitabı benim için özel yapan pek çok şey var. Bu romanda hikâyeleri ağaçlar anlatıyor. Aslında asıl anlatıcı Füsun, Nihan’a sen anlatıcı olarak sesleniyor, onu dinliyoruz ama hikâyelerle dolu bu romanda her şey ağaçların dilinden anlatılıyor. Oylum Yılmaz, ağaçlara ve hayvanlara ses vermiş, onları, onların dertlerini, sevinçlerini, özlemlerini, bizlerden beklentilerini, birlikte yaşamak için çözüm önerilerini okuyoruz hikâyelerin içinde. Ağaçlar bu romanın ana kahramanları. Bu özelliği ile roman zaten başlı başına büyüleyici bir masal sunuyor okuruna.

Oylum Yılmaz hem günlük yaşamda hem de edebiyatta eril dünyaya kafa tutan bir yazar. Daha önceki romanlarında olduğu gibi Ağaçların Rüyası’nda da dil ve kurguda bu duruşunu, doğayı ve kadını birbiriyle özdeşleştirerek, doğaya ve kadınlara reva görülenlere isyan ve itiraz ederek gösteriyor. Bu romanı özel yapan nedenlerden biri de Oylum Yılmaz’ın ince ince işlediği muhteşem dil. Diğer bir neden ise ergenlik ve gençlik dönemlerimizin unutulmayan dostluklarını bu romana taşıması. “Çünkü arkadaşlığı aşktan ayıran incecik bir çizgi vardı,” diyerek inişli çıkışlı, adrenalini yüksek bir dostluk hikâyesi aktarıyor Ağaçların Rüyası. İnsanın doğaya verdiği zararlar. Kabukları soyulan ve öldürülen ağaçlar. Hayvan deneyleri. Hayvanlara yapılan zulümler. Kadın hakları. Aile sorunsalı. Birey ve toplum eleştirisi. Oylum Yılmaz tüm bunları, olağanüstü kurgusuyla romanın katmanları arasına yerleştiriyor. İçinden hiç çıkmak istemeyeceğiniz bir dünyada gezdiriyor okurunu.

Kuru Kız – Ayfer Tunç

Ayfer Tunç, her romanıyla okurunu bambaşka dünyalara götüren, edebiyatın anlama yolculuğuna okurunu her defasında başka biçimlerde ortak etmeyi başaran bir yazar. Ayfer Tunç okumak, hayata ve insana biraz daha yakınlaşmak, hayatı ve insanı biraz daha anlamak bence. Ve tüm bunların ne kadar kıymetli olduğunu anlamak. Ne zaman bir Ayfer Tunç kitabı okusam o sırada kafamı meşgul eden ne varsa karşılığını bulur, sorularım cevaplarına kavuşur, önümde uçsuz bucaksız, özgürce nefes alabildiğim bir manzara açılır, yalnız olmadığımı hissettiren bir duygu tarafından kucaklanırım. Kuru Kız’da da öyle oldu; bugün Türkiye ve dünyada yaşanan, anlam veremediğim, kafamı karıştıran pek çok şey karşılığını buldu. Ayfer Tunç kısacık bir romana hepimizin ortak olduğu bir kadın hikâyesini, insan hikâyesini, Türkiye’yi, yaşamlarımızı şekillendiren onlarca kavramın irdelemesini sığdırmış. Romanımızın kahramanı Kuru Kız’ın Türkiye’deki “hayatsız hayat”ı ile 40 yaşında Fin Del Mundo – Dünyanın Sonu diye adlandırılan Ushuaia’da birdenbire gerçekten var olduğunu hissedebildiği hayat arasına onlarca şey sığdırmış Ayfer Tunç. Kuru Kız’ın hayat yolculuğuna paralel olarak, yüzleşmek durumunda kaldığımız minik minik detayları ve hikâyeleri ile bir Türkiye panoramasının içinde yol alıyoruz.

Ayfer Tunç Kuru Kız’da sadeliğin ve basitliğin ötesinde bir dil kullanmış. Kuru Kız gibi bir karakteri ve onun hayatsız hayatını, yani kısaca “kuru” kavramını anlatan bir romanda dili de “kuru”laştırarak anlatımı güçlendirmek ve üstelik bunu romanın edebi kimliğinden taviz vermeden yapmak hayranlık uyandırıcı. Dolayısıyla romanda anlatılanlar kadar, Ayfer Tunç’un kullandığı teknik tercihler Kuru Kız’ı bir başyapıt yapmış diyebilirim.

Kuru Kız’ın hemen ardından Dünya Ağrısı’nı okudum. İki romanı da okuyanlar, Türkiye’nin nasıl bir dönüşüme uğradığının, her şeyin nasıl doludizgin dibe doğru yuvarlandığının da hikâyesini okumuş olacaklar.

Kuru Kız, kadın olmanın, yoksulluğun, iyilik ve kötülüğün, kuruluğun, kuraklığın, kurumanın hikâyesi. Aile, iktidar, cinsellik ve aidiyet kavramlarının masaya yatırıldığı bir roman. Beden, bedensel farklılıklar ve bunların üzerinden yapılan ötekileştirmenin romanı.

Gözler Kanatlar Çiçekler Kuyruklar – Deniz Gezgin

Deniz Gezgin çağının tüm gerçeklerine, bugün yaşadıklarımıza hem büyük bir duyarlılıkla hem de eşit mesafede bir duruşla yaklaşan bir yazar. Yaşadığımız dünyaya dair azıcık sorgulaması olan her insan onun romanlarında ortak paydada buluşabileceği çok şey bulabilir. Gözler Kanatlar Çiçekler Kuyruklar romanını en özel kılan şey elbette dili. Deniz Gezgin, Ahraz’da ortaya koyduğu dil ustalığını YerKuşAğı’nda çok farklı ve özel bir yere taşımıştı. Gözler Kanatlar Çiçekler Kuyruklar, bizi biraz daha öteye götürüyor.

Gözler Kanatlar Çiçekler Kuyruklar, sanki gerçeğin çok ötesinde yeni bir dünyanın, zamanın, mekânın ve gerçeküstü karakterlerin olduğu fantastik ve distopik bir roman izlenimi verse de kitabı bitirdiğimizde böyle olmadığını görüyoruz. Romanda geçen her şeyin yaşadığımız dünyada bir karşılığı var. Deniz Gezgin, bugün yaşadıklarımızı yaşamaya, bugün dünyaya yaptıklarımızı yapmaya, bugün insanlar olarak birbirimize, hayvanlara, ağaçlara, toprağa, doğaya yaptıklarımızı yapmaya devam edersek nasıl bir dünyada yaşayacağımızı anlatıyor. Anlatılan, korkunç ve dehşet uyandırıcı bir dünya. Oysa Deniz Gezgin tüm bu dehşeti yumuşacık bir dille anlatmayı başarıyor. Yumuşattığı hikâye değil; şiddetin değil barışın diliyle anlatıyor kötülüğün ana kaynağı insanı. Bağırmadan, çığlık atmadan, yargılamadan, yüceltmeden, doğadaki harmoninin bir parçası gibi havada süzülen bir dille anlatıyor. Şiddetin ve kötülüğün karşısında önce dili değiştirmemiz gerektiği gerçeğinin altını çizen bir roman Gözler Kanatlar Çiçekler Kuyruklar. Şiddetin ve savaşın sözcüklerinden temizlenmiş bir dille barışa ulaşabileceğimizi, doğayla uyum içinde yaşamak için önce insan merkezli dili hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini anlatıyor.  

Altı Üstü Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin