2025’te Okuduğum En İyi Üç Kitap / Özge İpek Esen

Yılın kitaplar açısından muhasebesini yaptığımız zamanı geldi yine. Bu yıl için kendime bir okuma hedefi belirlemiştim: 52 kitap. Şu âna kadar 48 kitap okumuşum. 2025 başında bu sayıyı tutturamayacağımı düşünmemiştim ancak yeterlik sınavı, tez önerisi gibi meşakkatli süreçlerde okumalarım genelde makalelere yöneliyor ya da kitapları taramak şeklinde ilerliyor. Bunu düşününce 48 kitapta kalmış olmayı bir hayal kırıklığı gibi karşılama haksızlığını yapmak istemiyorum kendime. 2025 kitaplarına baktığımda ağırlığın kurgudışında olduğunu gördüm, bahsettiğim nedenlerden ötürü bunu normal karşılıyorum. Ancak daha fazla roman okuyabilirdim demekten de alıkoyamıyorum kendimi, 2026 daha fazla öykü ve roman okuduğum bir yıl olur umarım.

Ferdydurke – Witold Gombrowicz

Polonyalı yazar Gombrowicz’in 1937’de yayınlanan bu romanı benim için bu yıl okuduğum en iyi kitap olabilir. Normalde seçtiğim üç kitap içinde bir sıralama yapmıyorum ama bu kitabı ne kadar beğendiğimi ancak böyle ifade edebilirim gibi. Pek çok insan, mezun olduktan yıllar sonra bile okula dönüp sınavlara girdiği kâbuslar görür. Ergenlik yıllarının sancılarıyla okulun denetleyici bir kurum olarak baskısını karın ağrısı içinde hatırladığımız kâbuslardır. İşte, Ferdydurke de yetişkin bir adamın lise öğrencisine dönüşmesini ironi ve mizahla karışık biçimde ele alırken yetişkinliğin nasıl da bir kurgu olduğunu gözler önüne seriyor.

Benim Durumumdaki Erkekler – Per Petterson

Yavaş yavaş Per Petterson külliyatını bitiriyorum. Açıkçası Petterson’ın en sevdiğim kitabı olduğunu söyleyemeyeceğim ama yani Petterson’dır yine de, listeye girmek için başlı başına yeterli bir ölçüttür. Lanet Olsun Zaman Nehrine kitabından tanıdığımız Arvid Jansen’in karısıyla boşandıktan sonra yalnız gezintilere çıkarak anlam bulmaya çalıştığı biraz “hovarda” yaşamının tanıklığını yapıyoruz. Her ne kadar adı Benim Durumumdaki Erkekler olsa da bir erkeklik övgüsüyle karşılaşmadığımızı da söyleyeyim.

Gençlik Düşü – Ayhan Geçgin

Metis Yayınları’ndan çıkan bu kitap için yayınevi kurucularından Müge Sökmen, Ayhan Geçgin edebiyatına girmenin ne kadar zor olduğundan, onun edebiyatını herkesin beğenemeyeceğinden bahsediyordu bir konuşmasında. Doğrudur, yazar Gençlik Düşü’nde de okurundan özen ve dikkat talep ediyor ve ancak bu bedelden sonra kitapla bağ kurmanıza izin veriyor. Ana karakterin yazar olma, yaratma sancısına odaklanan kitap daha çok düşünceler, izlenimler üzerine kurulu. Yaşadığımız felaketlerin peşinden sürekli bize kalan içe dönme duygusu olur çoğu zaman. Ancak bu roman karakterin ağzından bana şunu soruyordu: “O pek kıymetli içinde neler var ki?”  Pek kıymetli içimizdir belki de felaketlere neden olan.

Altı Üstü Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin