Söyleşi: Özge İpek Esen
Altı Üstü Kitap’ta yaptığımız en ilginç söyleşilerden biriyle karşınızdayız. İlker Kocael ile çevirmenliği, yenilikçi bir yöntemle çalışan akademiFR Yayınları’nı, Fransızcanın ve Fransızcadan çevirinin kültürel etkilerini, felsefe içerikleri üretmenin zorluklarını, sesli yayıncılığın teknik detaylarını konuştuk.
Önce akademiFR ile başlayalım. akademiFR nasıl ortaya çıktı? Neler yapıyor, neler yapmayı amaçlıyor?
Öncelikle çok teşekkür ederim mecranızda bana da yer ayırdığınız için.
akademiFR, bir süre verdiğim Fransızca özel dersleri kurumsal bir çerçeveye kavuşturmak amacıyla 2022 yılında kurduğum Frankofon bir platform. Bu mecranın ana eksenini mümkün olduğunca sıkılmadan, hem de Fransız kültürüyle haşır neşir olarak Fransızca öğrenebileceğiniz online eğitim çalışmaları oluşturuyor. Bu çalışmaları Gözde, Demet ve Büşra arkadaşlarımla birlikte yürütüyoruz; özellikle konuşma, rol yapma, okuma gibi pratik etkinlikleri önceleyen bütüncül bir yaklaşımla hareket ediyoruz. Bugüne kadar Fransızcaya sıfırdan başlayıp bizimle birlikte orta seviyenin sonuna kadar ilerleyen, hatta bu seviyede DELF sertifikası alabilen birçok arkadaşımız oldu. Bu başarılara şahit olmak bizi bu süreçte hem çok gururlandırdı hem de işimizi çok daha motive şekilde yapmamızı sağladı.
Tabii akademiFR yalnızca bir “dil eğitimi” platformu değil. Fransız felsefesi ve edebiyatından materyalleri online derslerimizde kullanıyoruz evet, ama aynı zamanda YouTube kanalımızda konunun uzmanı hocalarımızla bu alanlarda genel kitleye de hitap eden içerikler de üretiyoruz. Bugüne kadar Marcel Proust’tan, Quentin Meillassoux’ya, Michel Foucault’dan Gustave Flaubert’e kadar uzanan birçok ismi odağa aldığımız uzun anlatım videoları yayınladık. akademiFR’nin misyonu çerçevesinde genel kitleye hitap eden bu çalışmaları çok önemsiyoruz.
Gelelim akademiFR’nin son dönemde adım attığı başka bir alana: Birazdan bunu ayrıntılı olarak konuşacağız sanıyorum ama kısaca söylersem akademiFR olarak yayıncılık alanına da küçük bir adım attık. akademiFR Yayınları olarak yayınladığımız ilk çalışmamız Fransız filozof Luc Ferry’nin Nietzsche üzerine yaklaşık 4 saatlik sesli anlatımı oldu.
Gördüğünüz gibi akademiFR’nin merkezinde Fransızca dili var ancak buradan yola çıkarak hangi alanlara uzanacağımız tamamen o sıradaki merak, heves ve olanaklarımız ile şekilleniyor, akademiFR’nin tanımlamaya gelmeyen sürprizli durumundan da gayet memnunuz. 😊
Siz Fransızcadan çeviriler yapıyorsunuz. Fransa’nın Türkiye üzerinde kültürel açıdan çok uzun yıllar belirleyici etkileri olduğunu biliyoruz. Akademi, sinema, müzik, edebiyat alanlarında… Ancak 80’lerin sonu itibarıyla Amerikan kültürünün daha etkin olduğu söylenir. Çeviriyle uğraştığınız için, yaptığınız çevirilere ilgiden hareketle bu durumu nasıl görüyorsunuz merak ediyorum.
Evet, daha nadir olarak İngilizceden, ağırlıklı olarak Fransızcadan çeviri yapıyorum. Özellikle 19. yüzyıl Osmanlısında Batılılaşma çabaları çerçevesinde -Batı dendiğinde akla o dönem çoğunlukla Fransa geldiği için- çeşitli alanlardaki elitlerin Fransızca ile oldukça içli dışlı olduğunu görebiliyoruz. Bunu en iyi görebildiğimiz alanlardan biri roman esasında. Mesela Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası’nda züppeliği ile meşhur Bihruz karakterinin gösteriş olsun diye sürekli Fransızca bir şeyler gevelemesini hatırlayalım. Bunun karşısına tırnak içinde “doğru Batılılaşmış” Rakım Efendi’yi koyabiliriz. Ahmet Mithat Efendi, Rakım’ı doğru ölçülerde Batılılaşmış, kendi kültürüne yabancılaşmamış bir tip olarak sunar.
Dediğiniz gibi, bir noktada siyasi güç dengelerinin değişmesiyle -bunu belki İkinci Dünya Savaşı’na kadar geri götürebiliriz- ülkemizde Amerikan kültürünün etkisi birçok alanda genişledi. Bu tabii yalnızca kültür-sanat alanıyla sınırlı değil; günlük hayatımızın en mahrem noktalarına kadar nüfuz eden yoğun bir etki söz konusu. Hepimizi aynı şekilde düşünmeye, aynı şekilde davranmaya iten bu yoğunluğun bir noktada bıkkınlığa yol açtığını, insanları daha farklı şeyler aramaya ittiğini düşünüyorum. Sosyal medyada Fransızca çevirilerin İngilizce çevirilerden daha fazla rağbet görmesini de biraz buna bağlıyorum.
Zaten mümkün olduğunca bu meselelere eleştirel bir yerden yaklaşan isimlerin konuşmalarını çevirmeye özen gösteriyorum. Yani siyasi arenadaki güç mücadelesinin baskın kültür/dil üzerinde bir etkisi olduğunu söylemiştik, çeviri yaparken bu nüfuz mücadelesinin parçası olan isimlerin değil, bu mücadelede ezilenlerin, baskı görenlerin, arka planda kalanları temsil eden isimlerin videolarına öncelik vermeye gayret ediyorum. Bu da sanıyorum ki insanlarda daha fazla karşılık buluyor.
Daha çok felsefe içeriklerini çeviriyorsunuz. Bunları nasıl seçiyorsunuz? Sizin ilgi alanınızın belirleyici olduğu aşikâr ancak bazen engelleyici unsurlar da çıkıyor mu? Bu içerik anlaşılmaz, çok niş, yahut bu ismi kimse tanımıyor gibi…
En başta gelen kriter söylediğiniz üzere bu içeriğin ilgi alanıma girmesi. “Ben şimdi bu videoyu izledim ve çok hoşuma gitti, bunu benim gibi başkaları da izlerse ne güzel olur” gibi bir hisle aslında bu video çevirilerine başlamıştım, içerik seçerken aynı his yolumu göstermeye devam ediyor.
Tabii ki içerik seçiminde hedef kitleyi de gözetiyorum. Örneğin kişisel olarak felsefenin belirli alanlarında mümkün olabildiğince derinleşmeye çalışıyorum, bu süreçte okuduğum/izlediğim ve çok beğendiğim içerikler oluyor. Ancak söz gelimi hoşuma giden şey hermenötik alanından çok niş bir içerikse bunu çevirmiyorum, çünkü bu içeriğin çok sınırlı bir kitleye hitap ettiğini biliyorum. Ki bu çevirinin bahsettiğim sınırlı kitleye ulaşacağını bilsem yine çevirirdim ama bu tür fazla niş içerikler genel kitleden rağbet görmeyince algoritma paylaşımın görünürlüğünü iyice aşağı çekiyor. Akışta videoyla karşılaşan 300-400 kişi herhangi bir etkileşimde bulunmayınca büyük bir çabaya dayanan çeviri internetin dipsiz kuyularında yitip gidiyor maalesef. O yüzden mümkün olduğunca anlaşılır ama aynı zamanda basite kaçmayan, yüzeyselliğe düşmeyen içerikleri tercih etmeye çalışıyorum.
akademiFR, yayın sektörüne girmeye nasıl karar verdi, bu yeni girişim akademiFR’nin çalışma çerçevesinde nasıl bir yer tutuyor?
Söylediğim üzere akademiFR’de merkezimiz Fransızca dili, bu merkezden yola çıkıp nereye gideceğimizi o sırada baskın ilgi ve meraklarımız yönlendiriyor, bizi asıl heyecanlandıran şey de bu. Madem ki Fransızca dilini temel alan bir sürü iş yapıyoruz, neden bir çeviri de yayınlamayalım sorusuyla yayıncılık macerasına da atılmış bulunduk.
İlk çevirimiz Fransız filozof Luc Ferry’nin Nietzsche anlatımı. Yaklaşık 4 saatlik bu anlatımı ben ses dosyasından metne döküp Türkçeye çevirdim, Ferda Keskin hocamız redaksiyonunu üstlendi, Elçin Kazancı son okumasını yaptı. Nihayetinde ortaya çıkan bu metni ben seslendirdim ve ilk yayınımız olarak piyasaya sunduk. Her ne kadar siyasi görüşlerine çoğunlukla katılmasam da Luc Ferry’nin çok iyi bir felsefe anlatıcısı olduğunu düşünüyorum. Türkçede yayınlanan Gençler için Batı Felsefesi gerçekten çok derli toplu ve anlaşılır bir giriş kitabı, “felsefeye nereden başlasam acaba” diye düşünen genç arkadaşlarımıza kesinlikle öneririm. Kısacası Luc Ferry’nin sığlık tuzağına düşmeden ama aynı zamanda anlaşılma kaygısı da güderek yaptığı bu anlatım akademiFR’nin genel yaklaşımıyla çok iyi bağdaştı ve ilk çalışmamız da böylece ortaya çıktı.
Bununla birlikte “yayın sektörüne girmek” ifadesi şimdilik belki biraz iddialı olabilir, nihayetinde henüz sistematik bir üretime geçmedik. Ama bu alana ilk adımı atmak bile bizde büyük bir heyecan uyandırmaya yetti.
Çeviri Konuşmalar’ın başlamasına vesile olan isim Luc Ferry’ydi bildiğim kadarıyla, şimdi de akademiFR sesli kitap yolculuğuna ilk işiniz Luc Ferry’nin Nietzsche Felsefesini Anlamak adıyla bir özel dersini yayımlayarak başladı. Gerçi sesli kitap demek doğru mu bilemiyorum. Bu yöntemi seçmenizde bir neden var mı? Basılı kitapta dahi dağıtım hep bir meseledir, sesli kitapta bunları nasıl aşmayı düşünüyorsunuz? Teknik detaylarına da değinerek anlatın lütfen, epey ilginç bir şey yapıyorsunuz çünkü, biz ekip olarak bu işi gördüğümüzde çok heyecanlandık.
Evet 2017 yılında Çeviri Konuşmalar kanalını açtığımda ilk çevirim Luc Ferry’nin Yunan felsefesine dair bir konuşması olmuştu, devamında da yine Ferry’nin Gılgamış anlatımını çevirmiştim. Demin söylediğim gibi Ferry’nin genel kitlenin seviyesini gözeten ama sığlaşmayan yaklaşımını seviyorum, ayrıca bu düzeydeki anlatıma büyük ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Zaten Çeviri Konuşmalar kanalını açtığımda Ferry videolarının büyük rağbet görmesinin arkasında da bu ihtiyaç vardı sanırım. Akademide icra edilen teknik felsefeye tabii ki ihtiyacımız var, ama üretilen tüm bilgiler yalnızca 3-5 uzman arasında kaldığında bunun topluma bir yansıması olmuyor. Felsefenin toplumsallaşması, demokratikleşmesi ancak akademik/teknik felsefeyi kavrayıp bunu genel kitlenin diline aktarabilen aracılar sayesinde olabiliyor, Luc Ferry’nin de bana göre bu anlamda çok iyi bir aracı.
Luc Ferry’nin yayınladığımız Nietzsche anlatımı aslında bildiğimiz anlamda bir sesli kitap sayılmaz, çünkü genellikle bir kitap seslendirildiğinde buna sesli kitap diyoruz. Hâlbuki bizim yayınladığımız çeviri Fransızca orijinalinde de sesli bir ders anlatımı. Bunun için ortaya çıkan işe belki “sesli anlatım”, “özel ders” gibi isimler vermek daha doğru olabilir. Yani Nietzsche anlatımını dinlediğinizde bir kitabı dinlemiyorsunuz, doğrudan bir ders anlatımını dinliyorsunuz.
İlk çalışmamızı sesli kitap olarak yayınlamak istedik çünkü basılı kitabın üretimi ve dağıtımı çok daha meşakkatli bir iş, ayrıca çok daha fazla bütçe gerektiriyor. Dahası sosyal medyada uzun senelerden beri çeviriler yayınladığım için dijital mecralarda bu işin nasıl kotarılabileceğini daha iyi kestirebileceğimi düşündüm. Yani işe bildiğimiz yerden başladık ama hiç bilmediğimiz alanlara doğru açılma ve bu alanlarda tecrübe edinme perspektifinin heyecanını da taşıyoruz.
akademiFR’nin ilk kitabı nasıl yankılar uyandırdı, tepkilerden memnun musunuz? Yayıncılık faaliyetleri nasıl devam edecek?
Satış, pazarlama gibi normalde kurumsal şirketlerde profesyonellerin yürüttüğü tüm işleri kendi kendimize halletmemize ve reklama bütçe ayırmamamıza rağmen iyi bir başlangıç yaptık diyebilirim. Henüz genel kitleye çok fazla nüfuz edemesek de konunun ilgililerinden olumlu geri dönüşler aldık.
Burada tabii şunu da göz ardı edemeyiz: İçinde bulunduğumuz sistemde piyasaya sunduğunuz içerik ne kadar kaliteli olursa olsun genel kitlede bir karşılık bulabilmesinin yolu pazarlamadan geçiyor. Dolayısıyla örneğin Nietzsche anlatımı kalite anlamında büyük yayınevlerinin işleriyle yarışabilecek düzeyde olsa da söz konusu yayınevlerinin reklam/pazarlama bütçeleriyle yarışamayacağımızın farkındayız. Farkında olmakla beraber böyle bir amaç da taşımıyoruz zaten, akademiFR seri üretim ve kâr odaklı bir yapı değil. Yavaş yavaş ama özenle üretelim, işlerimiz muhatabını bir şekilde bulur diye düşünüyoruz. Bu hâlimizden de gayet memnunuz.
Yayıncılık faaliyetine öncelikle Luc Ferry’nin diğer sesli anlatımlarıyla devam edeceğiz. Nietzsche anlatımına benzer formatta Freud ve Marx anlatımlarını da orta vadede yayınlayacağız. Onun haricinde Luc Ferry’nin tarzına benzer şekilde felsefeyi kitlelere ilginç ve anlaşılır şekilde sunan Charles Robin’in “La philosophie c’est pour vous aussi” (Felsefe Sizin İçin de) kitabını yayınlayacağız, Larousse yayınlarından bu kitabın da telifini aldık. Bu kitabın şöyle bir özelliği de var, Robin’in bu kitabı ilk basılı yayınımız olacak. Bilmediğimiz bir alanda el yordamıyla ilerleyeceğimiz, süreçte bir sürü şey öğreneceğimiz yeni bir yola daha gireceğiz yani. Daha önce de söylediğim gibi meraklarımızı takip ederek bir şeyler üretmeyi, bu süreçte de öğrenmeyi çok seviyoruz, akademiFR’nin de kısa özeti bu galiba. 😊
Çok teşekkür ederiz.

