2024 bir önceki yıla kıyasla okuma performansı açısından çok daha verimli bir yıl oldu benim için. Hem tür açısından oldukça çeşitli, hem de kült metinlerle çiçeği burnunda kitaplar arasında gezinebildiğim bir yıldı. Bu yazıyı yazmak için Goodreads’deki kitaplığıma bakınca gördüğüm manzaradan ötürü kendimi takdir ettiğimi itiraf edeyim. Onca kitap içinden üç kitap seçmekte hiç zorlanmadım bu sefer. Ama bu çok az iyi kitap okuduğumdan değil elbette, sadece kafamda çok basit bir ölçüt oluşturdum. Kült metinleri bu değerlendirmeye almamaya çalıştım. Okuduklarım içinden 2000 yılından sonra yayımlanmış kitapları değerlendirdim. İşte listem:

Oleg – Frederik Peeters
Grafik roman, çizgi roman türünde çok fazla kitap okumadım şimdiye kadar. Ancak 2023 sonu ile 2024 başı arasında bu türe biraz merak sardım. Bu merakın sonucunda karşılaştığım bir kitap oldu Oleg. Yaratıcılık kriziyle mücadele eden bir çizgi romancının hikâyesini ele alıyor. Kafasının içindeki dünyanın kriziyle, gerçek yaşamındaki olaylar arasına bir çizgi çekmekte zorlanıyor. Hem çizgileriyle hem hikâyesiyle çok beğendiğim bir kitap oldu.

Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde – Olga Tokarczuk
Son yıllarda ekoloji, doğa-insan ilişkileri ve hayvan-insan ilişkileri romanlarda daha fazla konu edilir oldu. Bu kitap da bu temaları ele alan ama bunu çok incelikli bir biçimde, bir polisiye roman gibi okutan bir kurguya sahip. İnsanlardan uzaklaşmayı, hayvanlarla vakit geçirmeyi tercih eden Janina’nın hikâyesini okurken bazı şeyleri yeniden düşünmek isteyeceğiniz bir kitap. Bu arada kitapla ilgili Şule Tüzül’ün yazısını okumanızı tavsiye ederim.

Doppler – Erlend Loe
Bu kitaba bir şey yazmak benim için o kadar zor ki… Başarılı olmaktan sıkılmış bir “modern” insanın, doğaya dönüp kendini bulma çabası diye özetleyebilirim hikâyeyi ama baş karakter Andreas Doppler’in eksantrik yaşam tarzını ancak okuyarak anlayabilirsiniz. Bir hafta sonu biraz kafa dağıtmak, biraz da neşelenmek için tercih edebilirsiniz.
Bu üç kitap haricinde, okuduğum diğer kitaplar içinden iki kitabın adını mutlaka anmak istiyorum -kendi kişisel tarihime not düşmek adına-. Martin Eden ve Zorba’yı okuyarak kendime iki yeni arkadaş edinmiş gibi hissettim. Hem Alexis Zorba hem de Martin Eden aynı dünyanın içinde yaşıyor artık. Eğer henüz okumadıysanız mutlaka bu iki kitabı yakın zaman aralıklarıyla okumanızı tavsiye ediyorum.

