Büyük bütçeli bir kıyamet romanı: Eruption

Can Güçlü

Bu kitap üzerine yazıp yazmamak arasında biraz gidip geldim. Ama daha önce Instagram’da yaptığımız kitapçı turlarından birinde ‘yazın en çok satan kitabı olur’ dediğim için, sonra da alıp okuduğuma göre, üzerine bir şeyler söylemek anlamlı olur diye düşündüm.

Michael Crichton ve James Patterson imzalı Eruption, belki kendi başına büyüleyici bir kitap değil, ama bir araya getirdiği adlar ve okur önüne çıkış öyküsü bakımından dikkate değer. Aynı zamanda, edebiyat ne içindir diye sormak için de iyi bir olanak. Michael Crichton’ı çoğu kişi Jurassic Park’tan tanır sanırım, bunun yanı sıra yine bilimkurgu ve spekülatif kurgu sınırları içine denk düşen, örneğin Andromeda Strain gibi kitapları da var. Bir dönemin bilimkurgu-gerilim dendiğinde akla gelen ilk yazarıydı. Konusu ve yazarları bakımından Eruption, Hollywood’dan alışkın olduğumuz büyük bütçeli kıyamet filmlerinin, ünlü bir kadroyla okura sunulmuş bir tür roman biçimini andırıyor diyebiliriz.

Konumuz basit: Hawaii adalarında yer alan büyük yanardağlardan biri patlamak üzere ve bunun son yılların en büyük patlaması olacağı düşünülüyor. Adanın nüfusu düşünüldüğünde bu müthiş bir felaket olmayabilir, ancak adada aynı zamanda gizli bir askeri üs var ve yanardağın beklendiği ölçüde güçlü patlaması ve lavların bu üsse ulaşması durumunda dünyanın sonu gelebilir. Şimdi adadaki yanardağ uzmanlarının, askerlerin ve zenginlerin bir araya gelip dünyayı kurtarması gerekiyor.

Peki neden?

Fazla bilgi vermekten kaçınarak, askeri üste dünyanın bütün bitki örtüsünü tehdit eden radyoaktif bir bakteriyel malzeme olduğunu belirtmek herhalde hikayenin sonunu söylemek anlamına gelmez.

Gördüğünüz gibi, roman biçiminde gerçek bir yaz filmiyle karşı karşıyayız.

Peki, kitap bu iddialı öyküyü okura başarıyla sunabiliyor mu? Pek emin değilim.

Aklımızda bulundurmamız gereken birincil etmen, Michael Crichton’ın 2008 yılında yaşamını yitirmiş olduğu. Bu kitap, ölmeden önce aldığı notların ve hazırladığı taslakların James Patterson tarafından tamamlanmasıyla ortaya çıkmış. Dolayısıyla öykünün ne ölçüde hangi yazara ait olduğunu saptamak güç. Dolayısıyla kitabın yetersiz kaldığı alanların Patterson’ın Crichton’a bağlı kalma isteğinden ya da Crichton’ın taslağını yeterince geliştirememesinden ileri geldiği öne sürülebilir.

İkincisi, James Patterson herhalde dünyanın en çok satan gerilim yazarı. Bunun nedeni illa muhteşem bir yazar olması değil, çalışma yöntemini bir tür imalathane mantığıyla kurgulamış olması. Yazım tarzı oldukça basit, kolay okunuyor, okuru bir sayfadan öbür sayfaya sürüklemeye dayanıyor. Üstelik Patterson, son yıllarda başarılı ve genç yazarları kendi kanatlarına alıp onlarla ortak kitaplar yazıyor, yani onlara bir taslak veriyor, diğer yazarlar oturup o kitabı yazıyorlar ve sonra kitabı birlikte son biçimine kavuşturuyorlar, ardından kitap her ikisinin adıyla çıkıyor ve Patterson adı kapakta görününce de çok satıyor. Dolayısıyla bu adam bir tür imalathane gibi çalışıyor. Bunun yazınsal değer bakımından övülesi mi, yerilesi mi olduğunu ayrıca konuşabiliriz. Benim pek övesim gelmiyor.

İşte Eruption da, Patterson’ın genç yazarlara yaptırdığını ölü bir yazara kendisinin yapmasına, yani Crichton’ın taslaklarına ve notlarına bağlı kalarak ortaya bir roman çıkarmasına dayanıyor.

Kitapta öncelikle yer yer çok teknikleşebilen yerler var, ama örneğin bu bir tekno-gerilim değil, okura yeni teknolojilerle, yerbilimle, yanardağlarla ilgili kapsamlı bilgi vermek ve bir birikim kazandırmak, ya da bu alanlarda bir ukalalığı yazınsal bir deneyime dönüştürmek gibi kaygıları yok.

Örneğin Hawaii ile ilgili, yanardağlar ve belirli teknolojilerle ilgili kesitler çok. Bunlarla ilgili bilgi de veriliyor, ancak metne hem sağlıklı, hem ilginç biçimde yedirildiği inancında değilim. Buna yazım tarzında genel bir yüzeyselliği eklerseniz, kitap başından itibaren rayına tam oturamıyor gibi. Örneğin Patterson’ın Bill Clinton’la yazdığı bir kitabı enikonu eğlenerek okuduğumu anımsıyorum, demek ki Patterson o öyküyü anlatmakta daha becerikliymiş. Ama jeoloji, yanardağlar, teknoloji vesaire içeren bir romanı hem okuru irkiltmeden, hem de ilgi çekici biçimde sunabildiği görüşünde değilim.

Buna ek olarak, kitabın ‘aciliyet duygusu’ yeterince iyi oturmuyor. Aslında öykü içinde öngörülen kıyamet hiç de yabana atılacak bir kıyamet değil, çünkü askeri üsteki madde yeryüzüne çıkarsa özellikle yanardağın püskürtüleriyle birlikte birkaç ay içinde yeryüzündeki bütün yaşamı silip süpürebilir. Ama, en azından kendi adıma, kitabı okurken, ‘hmm, tüh’ demenin ötesine geçemedim.

Büyük bütçeli bir kıyamet filminden ne beklersiniz? Sizi en azından bir süreliğine alıp götürmesini, o korku duygusunu sezdirebilmesini, sizi duygusal olarak o ölüm kalım savaşına çekebilmesini. Eruption, en azından benim için, bunların hiçbirinde başarılı değil. Kitapla pek de ilgilenmedim açıkçası. Okudum geçtim. Bunu başarmış olmamın nedeni de Patterson’ın kolay okunmak üzere yazması. Öyle basit, öyle yüksek tempolu ve yüzeysel yazıyor ve öyle kolay okunmayı hedefliyor ki bir kütüphanede biraz fazlaca zaman geçiren bir kedi de ortalama bir James Patterson kitabını okuyup bitirebilir.

Bunun en büyük nedeni karakterler ve diyalogdu. Karakterlerin hiçbirinin ilgimi gerçekten çektiğini düşünmüyorum. Diyalog da yer yer zorlama geldi.

Aslına bakarsanız kitabın ana kopukluğu, ana sorunu da bundan farklı değil: Zorlama bir havası var. Yukarıda da dediğim gibi ne kadarı Patterson’ın Crichton’ın notlarına bağlı kalmaya çalışmasından kaynaklanıyor, yani aslında Patterson biraz daha özgür olsaydı daha iyi yazar mıydı, yoksa Crichton’ın notları iyi de Patterson iyi mi yazamıyor, bunu kestirmek çok güç. Ama karakterlerin ve diyalogun genel havası dolayısıyla, ‘bu yanardağ patlarsa dünya yok olacak!’ çerçevesi, benim gibi kimi okurda, ‘patlamasın madem’ düşüncesinden fazlasını uyandıramayabilir.

Eruption kötü bir kitap mı? Hayır, bence ortalama bir kitap. Yeni başlayan bir yazardan çıksa, biraz daha amatör olsa, belki biraz daha amatörce bir ruh taşısa çok farklı olabilirdi. Ama tıpkı bazı büyük bütçeli bir yaz filmleri gibi, bir ruhsuzluktan, bir sevimsizlikten mustarip.

Burada asıl soru, tabii bu kitap bağlamında, şu olabilir: Edebiyat ne için? İyi yapıt vermek için mi? Yoksa iyi kazanç elde etmek için mi? Bu kitap bağlamında eğer iyi yapıt vermek hedeflendiyse bence iyi bir yazınsal çıktıyla karşı karşıya değiliz. Ama kazanç elde edecektir, sonuçta benim paramı da almayı başardı Patterson. İyi kazanç elde edince yaptığınız şey iyi edebiyat oluyor mu?

Bence olmuyor, bu düşüncede yalnız olduğumu da sanmam.

Demek ki ticari kaygılarla yaptığınız işin akçeli bir karşılığı olabilir ama yazınsal bir karşılığının olması güç. Eruption bunun iyi bir örneği. Çok satması; ki, yeni çıkmış bir kitap, satış rakamları zaman içinde düşebilir de, iyi bir kitap olduğu anlamına gelmiyor. Bu senaryoda, kitap biraz kendi yarattığı beklentinin de kurbanı oluyor.

Edebiyat ne içindir sorusunu farklı bağlamlarda çok kez sorabilir, farklı yanıtlar türetebiliriz elbette. Bunu yapmayı sürdüreceğiz.

Okumalı mısınız?

Crichton, Patterson ya da yanardağlara özel bir ilginiz varsa, kitapta sizi bir şey çok özel olarak çektiyse okumak isteyebilirsiniz. Seveni de olacaktır. Ama sorun şu ki, bu kitabın yapmaya çalıştığı şeyin benzerini çok daha iyi yapan kitaplar olduğunu sanıyorum. Bu türün sıkı okuru değilim ama, Eruption’ın bunların yanında epeyce sönük kaldığını bu halimle de öne sürebilirim.

Altı Üstü Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin