Okurun Gezi Günlüğü: Amsterdam ve Paris

Can Güçlü

2024’ün şubat ayının sonu ve mart ayının başı, bizi de bir ölçüde şaşırtan biçimde, Altı Üstü Kitap ekibinin epeyce hareketli olduğu bir dönem oluverdi. Ben bir süredir yapmayı istediğim ancak denk getiremediğim biçimde arka arkaya iki Avrupa başkentini, Amsterdam ve Paris’i görme olanağına kavuştum, İlkin de aynı günlerde Atina’daydı. Üç şehirden de bazı kitapçı turları gerçekleştirdik.

Kitapçı turları, Altı Üstü Kitap’ın yayın yaşamına başladığı günlerden beri ara sıra sosyal medya hesaplarımız üzerinden, çoğunlukla da Instagram’dan gerçekleştirdiğimiz fotoğraflı hikaye etkinlikleri. Benzer turları İstanbul’da, Ankara’da, Londra’da ve Berlin’de yapmıştık. Şimdi bunlara Amsterdam, Atina ve Paris eklendi. Dileyenler, paylaştığımız fotoğrafları Instagram’da öne çıkanlar sekmesinden inceleyebilirler.

Bu dosya ise aslında yazılmayacaktı, çünkü bir kez daha yaşamımın oldukça yoğun bir dönemindeyim ve odaklandığım belli başlı şeyler dışında yazılı çıktı üretecek zihinsel bant genişliğinden yoksunum. Ancak bazen yazmak insanın kafasını toplamanın da en işlevsel yolu oluyor, dolayısıyla, hoş geldiniz.

Bu dosyada Instagram’da turlarını yaptığım Amsterdam ve Paris kitapçılarına ilişkin birkaç tümcelik görüşler bildireceğim ve hem bu şehirleri ziyaret edebilecek kişiler, hem de meraklıları için yararlı birtakım bilgiler vermeye çalışacağım. Çünkü, gördüklerimin, benim gibi, gittiği şehirlerde kitapçıları öncelikli turistik durak belleyen kitapseverlerin ve gezi meraklılarının ilgisini çekebileceğini umuyorum. Başlıkta ‘günlük’ sözcüğünü kullandım ama, aslında bu dosyada bir yazınsal duraktan bir sonrakine atlayarak gezeceğiz. Yani bir günlükten çok, bir tür döküm olacak bu.

Bir ön bilgi vererek başlayayım: Yabancı dil olarak İngilizceden başka bir şey konuşmadığım için, genel olarak her iki şehirde de ağırlıklı olarak İngilizce kitapçılara yöneldim. Gerçi Paris’te işin rengi biraz değişti, göreceksiniz.

Başlıyoruz!

Amsterdam

Bu bir okur günlüğü, dolayısıyla Amsterdam’la ilgili görüşlerimi buraya almamaya çalışacağım. Ancak, belirtmeliyim ki, bu şehri ünlü olduğu (ve başka pek çok yerde yasadışı olan) şeyler dolayısıyla ziyaret etmek akla daha yatkın. Bunlar dışında sanat müzeleri öne çıkıyor. Dolayısıyla görsel sanatlarla ilgileniyorsanız şehir ilginizi çekebilir. Ancak yazınsal olarak, Hollanda halkı kültürlü bir halk olsa da, uluslararası ölçekte özel olarak ziyaret edilmesi gereken bir yer olduğu duygusuna kapılmadım. Buna karşın güzel kitapçıları bulunuyor.

The American Book Center

The American Book Center, ‘kitapçılar sokağı’ olarak da anılan Het Spui’de yer alıyor, Amsterdam’daki en büyük İngilizce kitapçı. Birkaç kata yayılmış olarak hem İngiltere, hem ABD baskılı kitaplara ulaşmak olanaklı. Stokları oldukça geniş, çünkü kitapçı da oldukça geniş. Giriş katında sanat ve müzik kitaplarına, yeni çıkanlara yer verilmiş. Öne çıkan kitapların bulunduğu raflara ‘ABC Favorites’ etiketi yerleştirilmiş. Ayrıca çoğu kategori için ayrı ayrı indirim rafları da var. Bu indirim raflarında kağıt kapaklı kitaplar gibi ciltli baskılara da yer verilmiş, dolayısıyla makul fiyatlara ciltli kitap almanız olanaklı. Buna karşın, Amsterdam’ın genelinde bir pahalılık gözlemledim. Bu durum İngilizce kitaplar için de geçerli, tabii Hollandaca kitaplar ithal ürün olmadığı için daha ucuz. Benim nirengi noktam Berlin kitapçıları olduğu için ithal kitapların çoğunu Berlin’den 1,5 kat daha pahalı buldum, bunu da açıkçası yadırgadım. Nedenini anlayabilmiş değilim. The American Book Center standart satış fiyatlarıyla bu genel eğilimin dışına taşmıyor, ama indirim raflarıyla okura bazı avantajlar sağlayabilir, stok genişliği de burada etkili. Yani Amsterdam’ı ziyaret edecekseniz ve belirli miktarda kitap almak istiyorsanız, the American Book Center sizin gönlünüzü hoş tutacaktır. Ancak tüm alışverişinizi burada yapmanızı önermem, nedeni aşağıda.

Athenaeum Boekhandel

Athenaeum Boekhandel, the American Book Center’ın hemen karşısında yer alıyor. İngilizce kitap stoğu barındırmasına karşın temelde Hollandaca kitaplar satıyor, gerçi başka dillerde kitap bulmak da olanaklı. Derli toplu, aydınlık ve keyifli bir kitapçı. Hollanda yayıncılığında neler olup bitiyor görmek için elverişli.

Waterstones

Waterstones İngiltere’nin en ünlü kitapçı zinciri. Londra’dayken birkaç adımda bir karşımıza çıkıyordu, ayrıca Avrupa’nın en büyük kitapçısının da Londra’daki Waterstones Picadilly olduğu söyleniyor, ki burada da bir fotoğraflı tur gerçekleştirmiştik. Buna ek olarak Waterstones, Londra’nın en eski kitapçısı Hatchards’ın ve Dublin’de bulunan (İlkin’in podcast’imizin ikinci sezonunun dördüncü bölümünde büyük sevgiyle söz ettiği) tarihi kitapçı Hodges Figgis’in de sahibi. Dolayısıyla ticari bir zincir olmakla kalmıyor, tarihsel markaları da marka değerlerini koruyarak kendi zincirine katıyor, böylece Waterstones’dan alışveriş yapmak istemeyen bazı duyarlı tüketiciler tarihsel markalara yönelerek farkında olmaksızın yine Waterstones’dan alışveriş yapmış oluyor. İngiltere ve İrlanda dışındaki iki Waterstones şubesi ise Amsterdam ve Brüksel’de yer alıyor. Waterstones Amsterdam, Londra’dan alışık olduğumuz Waterstones estetiğini taşıyor. The American Book Center’a 5-10 dakikalık yürüme mesafesinde. Büyük sayılabilecek bir kitapçı, özellikle İngiliz yayıncılığında güncel olarak ne olup bittiğini görmek için oldukça işlevsel. Bazı kitapların özel baskılarını bulmak da olanaklı. Ancak, fiyatları burada da oldukça pahalı buldum. Eğer yüklü miktarda alışveriş yapacaksanız bütçe sağlığınız açısından Waterstones’a pek saplanmamak daha anlamlı olabilir.

The English Bookshop

Yukarıda tüm alışverişi tek yerden yapmamanızı önerme nedenim, yine the American Book Center’a 5-10 dakikalık yürüme mesafesinde ve şehrin merkezinde yer alan The English Bookshop. Orta büyüklükte bir kitapçı burası, havasında, tasarımında, markasında özellikle kayda değer bir şey yok, stokta daha çok güncel ve yaygın baskıları bulmak olanaklı. Ancak fiyat bakımından yalnızca Amsterdam’daki diğer kitapçılardan değil, örneğin Berlin ve Paris’teki pek çok kitapçıdan da daha uygun. Buna karşın aynı oranda geniş bir seçkiye sahip değil. Eğer aradığınız belirli kitaplar varsa ve bunları The English Bookshop’ta bulabiliyorsanız olasılıkla en ucuz fiyatı da burada bulacaksınız. Gözden kaçırmamakta yarar var.

Scheltema

Scheltema, Amsterdam Centraal’a 10 dakika yürüme mesafesinde, saydığım diğer kitapçılardan coğrafi olarak bir miktar uzakta. Burası bir İngilizce kitapçı değil, Hollandaca yayınlar çoğunlukta. Amsterdam’ın en eski kitapçısı, ayrıca oldukça büyük de bir mağaza. Burayı ziyaretimde sosyal medyadan bir kitapçı turu gerçekleştirmedim, çünkü Scheltema, taşıdığı tarihsel ve kültürel değere karşın, görsel kimlik olarak herhangi bir büyük kitapçıdan çok da farklı değil. Şık ve derli toplu, zaman geçirmeye oldukça uygun, İngilizce odaklı olmasa da İngilizce kitap da bulunabilecek, ayrıca küçük ama tatlı bir kafesi de bulunan bir kitapçı. Dolayısıyla eğer büyük bir kitapçı arıyorsanız ancak dil konusunda özel bir duyarlılığınız yoksa, Scheltema’yı da görmenizde yarar olabilir.

Anne Frank’in Evi

Amsterdam’daki son durağımız bir kitapçı değil, ancak yazın ve kültür dünyası için önemli bir durak: Anne Frank’in evi. Anne Frank Alman asıllı bir Yahudi, Nazilerin 1933’te iktidarı ele geçirmesiyle Frankfurt’tan Amsterdam’a göçen bir ailenin kızı. Frank ailesi, 1940’ta Hollanda’nın Alman ordusunca işgalinden sonra şiddetlenen Yahudi avından sıyrılabilmek için baba Otto Frank’in sahibi olduğu deponun bir bölümünü gizli bir sığınağa dönüştürüyor ve iki yıl boyunca çalışanların da yardımıyla burada saklanıyor. 1944 yazında yakalanıyor ve toplama kamplarına gönderiliyorlar. Anne Frank 1945 başlarında, Bergen-Belsen Toplama Kampı’nda yaşamını yitiriyor. 1942 ila 1944 arasında tuttuğu günlükse bugünün yazın dünyasının en iyi bilinen yapıtlarından biri. Yalnızca 13 yaşında genç bir kızın tanıklığını içerdiği için değil, aynı zamanda yazınsal duyarlılığı olan genç bir entelektüelin yazma uğraşının çıktısı olduğu için de. Anne Frank’in bugün yaygın olarak okunan günlüğü, bizzat Anne Frank tarafından 1944 yılında günlüklerinden damıtılarak kitaplaştırmayı hedeflediği metin. Anne Frank’in Evi ise, Frank ailesinin iki yıl boyunca yaşadığı, İngilizcede Secret Annex denilen, Türkçeye belki Gizli Müştemilat diye çevirebileceğimiz sığınağın müzeye çevrilmesiyle oluşturulmuş ve onyıllardır Amsterdam’ın en çok turist çeken noktalarından biri olma özelliği taşıyor. Müzenin çıkışında Anne Frank’in Günlüğü’nün çoğu dilden ilk baskıları sergileniyor, Türkçe olarak da 1950’lerde İnsel Kitabevi’nin bastığı “Anne Frank’ın Hatıra Defteri”ne yer verilmiş. Müze mağazasında da pek çok dilden baskılar satılıyor, burada da Epsilon Yayınları’nın hazırladığı güncel Türkçe baskıya yer verilmiş. Oldukça ilginç ve çarpıcı bir yer, tarihe meraklı okurun kaçırmamasında yarar var.

Paris

Paris, pek çok şeyin şehri olduğu gibi edebiyatın da şehri. Geçtiğimiz hafta şehri ilk kez ziyaret ettim, hakkında üretilmiş önyargıların aksine, beklediğimden daha sevimli ve derli toplu buldum. Oldukça oylumlu bir tarihi var Paris’in, siyasi ve toplumsal olduğu ölçüde kültürel ve yazınsal olarak da. Dolayısıyla 3-4 gün içinde ziyaret edebildiğim yerlerin Paris’in yazınsal dünyasını kapsamlı olarak kavramaya yetebileceğini hiç sanmıyorum. Yine de, en eski kitapçılarından bazılarını gezebildim. Genel bir bilgi notu olarak, Paris’te İngilizce kitap fiyatlarının, mağazadan mağazaya değişmekle birlikte, Amsterdam’dan daha insaflı olduğunu söyleyebilirim. Fransızca kitaplarsa, baskılarına bağlı olarak, bazen İngilizce kitapların yarı fiyatınaydı.

Librairie Galignani

Galignani, kıta Avrupasının ilk İngilizce kitapçısı. Avrupa yazın dünyasının etkili ailelerinden Galignanilerin 1801’de hem kitapçı, hem de kütüphane olarak görev yapacak bir mağaza açmasıyla başlayan öyküsü bugüne dek sürmüş. Geniş, atmosferik, etkileyici bir mağaza. Girişte daha çok Fransızca kitaplar varken, mağazada ilerledikçe yeni çıkan İngilizce yapıtları bulabiliyorsunuz. Ayrıca oldukça eski bir koleksiyona da evsahipliği yapıyor Galignani. Tüm bunlara karşın, Galignani’yi gezerken bir kez daha ayırdına vardığım şu oldu: Fransızlar nedense kitapları oldukça sıkıcı basıyorlar. Bizim ‘cep boy’ diye nitelediğimiz küçük, kağıt kapak kitaplar çoğunlukta. Renkli, göz alıcı, görsel bir savı olan kitaplara pek az rastlıyoruz. Çoğu beyaz, birbirini andıran kapaklara sahip. Bu da kitapçılarda çekilen fotoğrafları tekdüzeleştiriyor, belki mağazaları olduğundan daha ruh sıkıcı gösteriyor. Buna karşın Librairie Galignani, şık bir Avrupa kitapçısı olarak okurda iz bırakmaya aday.

Seine Kıyısı Kitapçıları, ‘Bouquiniste’ler

Paris’in yazın dünyasının beklediğimden daha hoş bir yönü, özellikle Notre Dame Katedrali çevresinde ve Seine Nehri kıyısında kümelenen yeşil sandıklı ikinci el tezgahlarıydı. Bunlar nehir kıyısındaki duvarlara sabitlenmiş yeşil sandıklardan kitap, plak, çizim, çizgi roman gibi ürünler satan sokak satıcıları, Fransızcada ‘bouquiniste’ olarak adlandırılıyorlarmış. Kitaplar ikinci el. Bazen sıradan kitaplar, bazense gerçekten değerli, tarihsel nitelik taşıyan kitaplar bulmak işten değil. Benim fotoğrafladığım bir bouquiniste, özel olarak gastronomi kitapları satıyordu. Hatta onlarca yılın Michelin rehberini gayet şık biçimde dizmişti. Paris’in ünlü noktalarının birinden birine yürüyecekseniz bu tezgahları görmemeniz güç, ancak alışveriş yapmayı düşünüyorsanız olabildiğince fazlasını uzun uzadıya gezmenizi öneririm. Çünkü 2-3 euro gibi paralara güzel kitaplar almak olanaklı olabilir. Özellikle 19 ve 20. yüzyıl tarihlerine ilişkin kitapların benim gezdiğim tezgahlarda daha yaygın olduğunu gördüm. Kitapların ezici çoğunluğu Fransızca, ancak İngilizce ve hatta Türkçe kitaplarla da karşılaşabilirsiniz.

Gibert Joseph

Gibert Joseph, Paris’in en büyük kitapçısı. Tıpkı Scheltema gibi, İngilizce kitap satmak gibi bir savı yok. Ancak Scheltema’nın aksine tarihsel bir değer taşımadığı gibi, mağazanın estetiği bakımından pek hoş bir yer değil. Buna Fransızların şaşırtıcı ölçüde estetik yoksunu kitap basma alışkanlıklarını eklerseniz, Gibert Joseph’in hele de Fransızca konuşmayan bir okur için görsel anlamda kalabalık bir Kızılay kitapçısından çok farklı olmadığını belirtmemi anlayışla karşılarsınız sanıyorum. Bu nedenle burada bir kitapçı turu gerçekleştirmedim, açıkçası burayı ziyaret ettiğim için pek hoşnut da değilim.

Compagnie

Sorbonne yakınlarında bulunan Librairie Compagnie’ye bilinçli olarak gitmedim, denk geldim aslında. Gibert Joseph deneyimimden sonra özel bir kültürel-tarihsel önem taşımayan kitapçıların ilgi çekici ve estetik olarak uyarıcı bir değer taşıyabileceğinden ümidi kesmiştim. Compagnie beni hızlı biçimde bu yanılgımdan kurtardı. Güncel yayınlara yer veren, geniş bir seçkiye sahip, oldukça da şık tasarlanmış bir kitapçı bu. Çocukluğumda Ankara’da yer yer rastlayabildiğim, herhangi bir marka zincirinin parçası olmayan, şık kitapçıları anımsattı. Compagnie’nin seçkisi oldukça geniş, ayrıca dünya yazınına belirli raflar ayrılmış, Rus yazını, Alman yazını, Asya yazını gibi. Türk yazınına ayrı bir raf ayrılmaması Fransa’da Türk yazınının yeterince bilinmemesinden mi, yoksa Compagnie’nin ilgisizliğinden mi, bilemiyorum. Ancak Ahmet Altan, Hakan Günday ve Orhan Pamuk gibi yazarların kitaplarıyla raflarda karşılaştım. Fransızca okuyan okur için Compagnie’nin iyi bir durak olacağını sanıyorum, ayrıca Paris’in en eski kitapçısı Librairie Delamain’le de aynı marka şemsiyesi altında.  

Shakespeare and Company

Shakespeare and Company, Paris’in en ünlü İngilizce kitapçısı. Notre Dame Katedrali’nin yanı başında, 1951’de kurulmuş ve bugün kültürel öneminden hiçbir şey yitirmemiş bir marka. 1919’da Sylvia Beach’in kurduğu, 1941’de kapanan Shakespeare and Company’nin ruhani ardılı olma görevini üstlenmiş, İngilizce konuşan dünyanın önde gelen kültür insanlarını mağazada kalmaya (basbayağı geceleri mağazada uyumaya) davet eden, İngilizce yazının ve uluslararası kültürün Paris’teki kesişim noktası olma niteliği taşıyan bir kurum. İki bölümlü bir kitapçı burası: Birincisi güncel baskılar satan, labirentvari, oldukça ruh sahibi ana mağaza. İkincisi de sahaf bölümü. Burada görece yeni kitapların ikinci ellerini bulmak da, oldukça eski, ciltli kitapları görmek de olanaklı. Her iki bölümde de fotoğraf çekmek yasak. Ancak sahaf bölümünde, görevlinin incelik göstermesi dolayısıyla, bir fotoğraf çekebildim.

Alışveriş yapmayı düşünün ya da düşünmeyin, Paris’i ziyaret eden bir okur olarak Shakespeare and Company’yi atlamayın derim. Bir kitapçının hem marka değeriyle, hem mimari özellikleriyle, hem üstlendiği kültürel görevle ne ölçüde etkili olabileceğinin oldukça göze çarpan bir örneği burası.

Smith & Son

Smith & Son da özellikle kurgu alanında geniş seçkiye sahip bir İngilizce kitapçı. Rue de Rivoli’de yer alıyor, erişilebilir, aydınlık ve sevimli bir mağaza. Burası da özel olarak aradığım bir yer değildi, denk geldim, ancak seçkisini ve fiyatlarını makul buldum. Üst katta bir kafesi de var, Kral 3. Charles’ın portresine bakarak kahve içmek gibi meraklarınız varsa bu kafede gidermeniz olanaklı.

The Abbey Bookshop

The Abbey Bookshop, yaşamımda gördüğüm en etkileyici, aynı zamanda en klostrofobik sahaflardan biri. Oldukça geniş bir ikinci el kitap seçkisi var, dükkanın mümkün olan her santimetrekaresine kitap yerleştirilmiş. Raflar arasında hareket etmeyi oldukça güç buldum, bunun bir nedeni fiziksel sıkışmışlık duygusu, ikinci nedeni de sürekli insanın gözüne ilginç bir kitabın çarpması. Eğer Paris’e kitap alışverişi için geliyorsanız the Abbey Bookshop önemli ölçüde yükünüzü kaldırır.

San Francisco Book Company

Paris’in İngilizce sahaf çeşitliliği beni şaşırttı. The Abbey Bookshop’tan sonra San Francisco Book Company de çok geniş bir ikinci el İngilizce kitap seçkisine makul fiyatlarla ulaşabileceğiniz bir mağaza. Stok bakımından da, mimari açıdan da the Abbey Bookshop ölçüsünde etkileyici değil, ancak özellikle Amerikalıların ‘mass market paperback’ dedikleri, bizim ‘cep boy’ deyip geçtiğimiz türden küçük baskılı kitaplarda gayet geniş bir seçkileri var, hem kurgu, hem kurgudışı alanlarında. Buna ek olarak vitrinde değerli bazı baskılar var, fiyatları da buna göre tabii. Eğer hasbelkader Paris’e bir sırt çantasıyla değil de bir valizle gitmiş olsaydım, saydığım son iki kitapçının stoğunda gözle görülür bir eksilme yaşanabilirdi.

Librairie Delamain

Delamain sanırım yaşamım boyunca ziyaret ettiğim en eski kitapçı. Louvre’a beş dakika yürüme mesafesinde, Comedie-Française’in hemen karşısında. İlk kuruluş yılı 1710, bugünkü yerine de yanılmıyorsam 1906’da taşınmış. Tabii, ziyaret ettiğim en eski kitapçı derken, mağazanın kendisinden değil, markadan söz ediyorum, zaten Delamain’in havası da hiç eski, köhne bir hava değil. Olağan standartlara göre küçük, Paris kitapçıları ölçeğinde ise orta büyüklükte bir mağaza Delamain, sevimli ve erişilebilir ayrıca. İngilizce kitap seçkisi oldukça sınırlı. Buna karşın Fransızca olarak bazı özel baskı kitaplara denk gelmek olanaklı, örneğin ciltli ve renkli bir Yüzyıllık Yalnızlık baskısı gördüm, az kalsın Fransızların sıkıcı baskı alışkanlıklarına ilişkin görüşüm değişecekti. Ayrıca sanat kitapları ve prestij baskılar da yaygın olarak yer bulmuş, bu da Delamain’in raflarındaki görsel tekdüzeliği bir ölçüde kırıyor. Belirli raflarda antika değeri taşıyan kitaplara yer verilmiş, ki mağazanın tarihsel değerini sezdiren başlıca şey de zaten bu. Delamain, bunlara ek olarak, Paris’te kitap alışverişi yaptığım tek yer oldu. Görevlinin yardımıyla, Paris’e inişimin ardından birkaç sözcük Fransızca anladığım için şımarmam sonucunda kendimi yeterince zorlarsam okuyabileceğime inandığım bir Le Petit Nicolas kitabı aldım. Eski kuşaklar daha iyi bilir, Le Petit Nicolas serisi Türkiye’de Can Yayınları tarafından ‘Pıtırcık’ adıyla basılıyor ve az buz popüler değil. Belki tarihi önemi dolayısıyla, Delamain’den bir süre ayrılamadım. Mağazadan çıkıp geri dönüp, görevliye “Burası gerçekten Paris’in en eski kitapçısı mı?” diye sordum. “Kesinlikle öyle!” dedi.

Amsterdam ve Paris’teki okur duraklarımı böylece sonlandırmış oldum. Bunların çoğunu sosyal medyadan anlık olarak paylaşmıştım, her zaman olduğu gibi burada da bu paylaşımlara gelen ilgi insanı hem mutlu ediyor, hem motive ediyor. Bu yüzden bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Bazılarını paylaşmamıştım, bu dosyada bunları da ayrıntılandırma olanağı buldum.

Bu tür kitapçı turları ve yazın odaklı geziler, insan gezi havasındayken daha iyi ve daha sık yapılabiliyor. Günlük yaşamın rutini içinde çıkıp bir kitapçı turu yapmak her zaman insanın aklına gelmiyor. Dolayısıyla benzer şeyler aslında Ankara’da ve İstanbul’da da daha kapsamlı yapılabilir, böylece bizim şehirlerimizin yazınsal dokusu da daha belirgin biçimde göz önüne çıkarılabilir. İlerleyen aşamalarda bu yönde çalışmalar da yapmak isteriz.

Tabii, yineleyecek olursam, bu durakların, gezilerin, Hollanda ve Fransa’nın yazın dünyasını tanımak için yeterli olduğunu öne sürmek gülünç olur. Ama ufkumuzu genişletmek için olabildiğince çok olanağı zorlamakta yarar var, bu ziyaretlerin benim kişisel ve yazınsal ufkumu genişlettiğini sanıyorum. Yazının temel özelliklerinden ve değerlerinden birinin zaten insanın ufkunu genişletmek olduğuna inanıyorum, dolayısıyla bu girişimimin bir bölümünü sizinle paylaşabilmiş olmaya da büyük değer veriyorum.

Altı Üstü Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin