Şule Tüzül
Millî Mücadele ve Kurtuluş Savaşı’na dair okuduğum ya da izlediğim eserlerde hayvanların da özel olarak anlatıldığı, insanlar kadar savaşta varlık gösterdikleri hikâyelere ve anlatılara hiç denk gelmedim. Açıkçası Ömür Kurt’un Doğan Kitap tarafından Ekim ayında yayımlanan Cepheye Koşan At isimli romanını okuyana kadar da bu konuda hiç düşünmemiştim. Ömür Kurt ise yıllar önce Anıtkabir Kurtuluş Savaşı Müzesi’ni gezerken, duvar resimlerindeki hayvanları incelemiş ve kendine şöyle demiş: “Millî Mücadele’de tüm yükü sırtlayan bu sessiz varlıkların hakkını teslim etmek gerek.”
Cepheye Koşan At, elime geçtiğinde daha okumadan ismiyle ve kapağıyla beni alt üst etti. Romanın ismi, Kurtuluş Savaşı’nda bir atın neler çektiğini anlatan bir roman okuyacağımı söylüyordu. Bir kitapta ya da bir filmde en dayanamadığım, yüreğimin kaldıramadığı şey hayvanların acı çektiği, öldüğü sahneler. Ancak Cepheye Koşan At, hiç tahmin etmediğim bir hikâye sundu bana. Bir savaşta insan ya da hayvan veyahut da ağaç olsun, zarar görmemesi mümkün mü, savaşı anlatan bir romanda çok üzücü ve korkunç hikâyelerin olması kaçınılmaz, ancak Cepheye Koşan At kurgusu, dili ve anlatımı ile Kurtuluş Savaşı’nın hiç bilmediğim bir yönünü gösterdi.
Ömür Kurt, Cepheye Koşan At’ta tarihi gerçeklere dayanarak Kurtuluş Savaşı’nda bir atın başından geçenleri anlatıyor. Bu romanın ana kahramanı birçok cephede savaşın bizzat içinde yer alan bir at. Ancak bu hikâyenin içinde sadece atlar yok; eşekler, katırlar, öküzler, mandalar, develer, kuşlar, köpekler de var. Ağaçlar da. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında hayvanların ne kadar önemli bir rolü olduğunu anlatıyor Cepheye Koşan At. Onlar da Millî Mücadele’nin kahramanları. Bugün isimleri başkalarını küçümsemek, alay etmek için kullanılan bu hayvanlar, birçok insanın asla dayanamayacağı koşullarda akla sığmayacak başarılara imza atmışlar. Bu kitabı okuyan birinin bundan sonra herhangi bir hayvan ismini bir başkasını olumsuzlamak için kullanabilmesi mümkün değil diye düşünüyorum.
Cepheye Koşan At, tarihi bir roman. Ömür Kurt çok sayıda tarih kitabından faydalanmış, kitabın sonunda kaynakça bölümünde bu kitaplar yer alıyor. Ayrıca tarihçiler başta olmak üzere konuyla ilgili birçok insanla görüşmeler yapmış.
Konuya hayvan sömürüsü ve hayvan hakları açısından baktığımızda çok dramatik bir hikâyeyle karşı karşıya kalıyoruz. Sakarya Savaşı’ndan önce Tekalif-i Milliye Kanunu ile halk, elindeki mal ve hayvanları, bedeli sonradan ödenmek üzere orduya veriyor. 1920’li yıllardan bahsediyoruz. Otomobil yok denecek kadar az. At arabalarının, kağnıların zamanı, eşek, deve, manda sırtında eşya ve insan taşınan zamanlar. Başka bir seçenek yok. Binlerce hayvan, destek vermek üzere orduya katılıyor, cephede ve cephe gerisinde en az insanlar kadar, hatta bazen daha fazla çalıştırılıyorlar.
Ömür Kurt, hem romanın kurgusu içinde hem de Sonsöz bölümünde Kurtuluş Savaşı’nda bulunan hayvanlara dair çok önemli bilgiler veriyor. Büyük Taarruz’da savaşa yaklaşık yüz bin at katılmış. Kağnı Komutanlığı adıyla bir komutanlık kurulmuş ve kağnı kolları halkın yardımlarını cepheye ulaştırmış. Eşeklerle su taşıma kolları kurulmuş ve Anadolu’nun susuzluğu bir nebze giderilmiş. Deve kervanları cepheye erzak ve cephane taşımış. Bakteriyoloji laboratuvarları kurulmuş. Nalbantlık okulları açılmış. Konya Nalbant Okulu’nun ilk mezunlarına diplomaları bizzat Atatürk tarafından verilmiş. Hayvan hastanelerinde atlar, eşekler, öküzler ameliyat edilmiş. İstanbul Baytar Mektebi öğrencileri savaşın ortasında bir yandan öğrenip bir yandan bilfiil baytarlık yapmışlar. Tüm bu bilgiler romanın kurgusu içerisinde hikâyeleriyle karşımıza çıkıyorlar.
Atatürk, romanın birçok yerinde görünüyor. Savaşa en çok karşı olanlar savaşın bizzat içinde yer alanlardır, sözünü doğrularcasına, düşmanı püskürttükleri bir savaş alanını incelemeye gelen Atatürk etrafa bakıp şöyle diyor: “Bu manzara insanlık için utanç vericidir ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir.” Atatürk’ün her konuda olduğu gibi hayvanlar konusunda da yaşadığı zamanın çok ötesinde söylem ve davranışları olduğunu biliyordum. Yine de Cepheye Koşan At Atatürk’ü başka bir pencereden gösteriyor, onun başka yönlerini görüyoruz, ona bir kez daha bu yönleri nedeniyle hayran oluyoruz. Kitabın başındaki alıntılarda Atatürk’ün şu sözü yer alıyor:
“Efendiler! Atlarınıza iyi bakınız. Kurtuluş Savaşı’mızın kazanılmasında bu ulvi canlıların çok büyük katkısı olmuştur.”
Böyle bir romanı yazmak hiç kolay değil. Çok hassas bir konu ve hikâye var ortada. Ömür Kurt’un çok ustaca ve cesurca ve aynı zamanda çok kıymetli bir işe imza attığını düşünüyorum. Savaş korkunç bir şey, insanlar için de, hayvanlar için de, ağaçlar için de. Ömür Kurt savaşın çirkin yüzünü olabildiğince hikâyenin içine almamaya çalışmış. Bu açıdan da zoru seçmiş. Elbette savaş söz konusu ise hayvanların da insanların da başına gelen felaketlere değinmeden böyle bir romanı yazmak mümkün değil. Bu tür hikâyelere de romanda yer verilmiş ancak ana hikâyeden, yani hayvanların Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıklarının hikâyesinden uzaklaşmamak adına savaşın bu yüzünün tam dozunda verildiğini düşünüyorum. Roman, konunun hassasiyeti nedeniyle edebi ya da tarihsel olarak, hatta hayvan hakları ve hayvan sömürüsü açısından eleştirilebilir, farklı şekillerde yorumlanabilir. Ancak böyle bir konuyu bir romanla gündeme getirmek, Kurtuluş Savaşı’nda rol alan hayvanlara ve hatta ağaçlara bir saygı duruşunda bulunmak takdire değer bir davranış, bunun altını çizmek gerekiyor. Ömür Kurt’un romanının başında yer alan ithaf yazısını, roman bittiğinde gözlerim dolu dolu okudum tekrar:
“Kurtuluş Savaşı, kağnı çeken öküzlerle, dörtnala koşan atlarla, yük taşıyan eşeklerle, dere tepe aşan katırlarla, mandalarla, develerle kazanıldı. Bu kitabı, Millî Mücadelemizin bu hisli kahramanlarına adıyorum.”
Ömür Kurt’a bir okur ve bir hayvansever olarak teşekkür ederim. Cepheye Koşan At ile Kurtuluş Savaşı’nın sessiz kahramanlarına yaptığı saygı duruşunun yanında ben de yerimi alıyorum. Herkesi de bu saygı duruşuna davet ediyorum.
Okumalı mıyız?
Cepheye Koşan At, her yaştan okurun, ama özellikle gençlerin okuyabileceği ve keşke herkes okusa diyebileceğim bir roman. Hayvan sömürüsünün yok edilemediği ve hayvan haklarının halen görmezden gelindiği bugün, hayvanların 1920’lerde erzak ve insan ulaşımında kullanılmalarının kaçınılmaz olduğu bir savaş ortamında nasıl bir role sahip olduklarını, insanlarla ne kadar özel bir ilişki içinde olduklarını anlatan bir romanın okunmasının fark yaratacağını düşünüyorum.
Ocak 2024

