2025’te Okuduğum En İyi Üç Kitap / Şule Tüzül

Hüznün Fiziği – Georgi Gospodinov
Çevirmen: Hasine Şen Karadeniz

Ne şanslıyım ki bu yıl çok sayıda iyi kitap okudum. Bu nedenle aralarından en iyi üçünü seçmek zor. Ama birinciliği rahatlıkla Georgi Gospodinov’un Hüznün Fiziği adlı romanına verebilirim. Daha önce Zaman Sığınağı’nı okumuş ve çok sevmiştim. Bu yıl Hüznün Fiziği, Bahçıvan ve Ölüm ve Doğal Roman’ı okudum. Her romanı farklı nedenlerle şahane ama Hüznün Fiziği gerçekten bir başyapıt. Koca bir roman hüznü anlatıyor. Üstelik bir dil ustasından dinliyoruz hüznün her halinin hikâyesini. Hüznün Fiziği, kelimenin tam anlamıyla her telden çalıyor. Gospodinov, bireysel ve toplumsal yaşamında, dünyada olup bitenlere dair kafasına takılan ne varsa romanına koymuş. Büyük meseleler ve büyük olaylar değil bunlar, küçük ve sıradan şeyleri anlatan hikâyeler. Yaşamın sırrının da bu küçük ve sıradan şeylerde olduğunu söylüyor. Gospodinov her romanında doğa ve hayvanlara yapılanlarla yüzleştiriyor okurunu. İnsanın karanlığı ve içinden çıkamadığı çelişkileri de farklı açılardan gündemine alıyor. En çok üzerinde durduğu meselelerden biri zaman. Labirent bir roman; hikâyeden hikâyeye bir labirentin içinde yürüyor gibi geçiyoruz, hüznün her halinin içinden geçiyoruz.

İşin Aslı, Judit ve Sonrası – Sandor Marai
Çevirmen: Esen Tezel

Bu yıl ilk defa Sandor Marai okudum ve vuruldum diyebilirim. İşin Aslı Judit ve Sonrası büyüledi beni. Hemen ardından Mumlar Sonuna Kadar Yanar ve Eszter’in Mirası’nı okudum. Sandor Marai, 1900 yılında dönemin Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nda doğmuş. Marai’nin ömrü, sadece iki büyük dünya savaşına değil, ülkesindeki iş savaşlara, işgallere, hem faşist hem komünist rejimlerin baskısına tanık olmakla ve tüm bunların ağırlığına dayanmakla geçiyor. Ömrü, savaşlar nedeniyle Avrupa’nın farklı şehirlerinde geçiyor ve sonunda Amerika’ya göç ediyor. 1989’daki hazin ölümüne kadar “Benim vatanım anadilimdir,” dediği üzere Macarca yazmaktan vazgeçmiyor. Ancak ölümünden sonra tanınmaya başlıyor. Roman onun hayatından izler taşıyor. Biyografik bir roman değil, ama savaşlar ve her anlamda büyük kayıplarla ömrünü geçiren bir insanın sesi ve duygusu nasıl olabilirse o ses ve duygu hâkim İşin Aslı, Judit ve Sonrası‘na. Ana meselesi sınıf çatışması. Burjuvazi, küçük burjuvazi ve proletaryanın bitmeyen mücadelesi. Sandor Marai bu çatışmayı karşılıksız aşklarla birbirine bağlanan üç karakterin hayatları üzerinden anlatırken, eleştirmekten ziyade olabildiğince tarafsız bir gözle her sınıfı anlamaya yönelik bir yol haritası üzerinden ilerliyor. O kadar ustaca kurgulanmış bir harita ki bu; sadece sınıf çatışmasının değil, insan doğasının çaresizliğinin ve sonu olmayan var olma çabasının, insan doğasındaki tekinsizliğin, yaşamın mucizelerinin ve dehşetinin, savaşın, dostluğun ve aşkın romanı da diyebiliriz İşin Aslı, Judit ve Sonrası için. Romanın bir yerinde kahramanına şunu söyletiyor Marai: “Edebiyat sanattan fazlasıdır, bir cevap ve etik duruştur.” Bu cevabı tüm yaşamıyla veriyor Sandor Marai.

Doğa Yürüyüşleri – Oylum Yılmaz

Oylum Yılmaz’ın bu yıl yayınlanan deneme kitabı Doğa Yürüyüşleri edebiyat dünyamızın en önemli kazanımlarından biri oldu bence. Çağdaş Türk Edebiyatının önemli isimlerinden Oylum Yılmaz’ın dördüncü kitabı Doğa Yürüyüşleri. Dokuz denemeden oluşuyor. Oylum’la beş yıldır sürdürdüğümüz Kulturalitera Kitap Kulübü nedeniyle onun yazar kimliğini oluşturan birikimine ve yaşamdaki duruşuna tanık olma fırsatı bulduğum için çok şanslı hissediyorum kendimi. Bu nedenle 2012 yılında yayınlanan Cadı, 2017’de yayınlanan ve Duygu Asena Roman Ödülü’ne layık görülen Gerçek Hayat ve 2023’de yayınlanan Ağaçların Rüyası romanlarının her birinin bende ayrı bir yeri var. Doğa Yürüyüşleri, 134 sayfalık ince bir kitap olmasına rağmen elliden fazla eser ve kırktan fazla yazarı konuk ediyor. Kitabın yaslandığı doğa, romantize ve estetize edilmiş bir doğa değil, aksine vahşi, insanı gerçekle ve kendisiyle güçlü bir çarpma hissi ile karşı karşıya getiren, hayatta kalmak için çabalamaya zorlayan, güzelliğiyle hemhal olabilmek için emek vermenizi, kurallarına uymanızı talep eden ama hiçbir şey vaat etmeyen bir doğa. Aslolanın bu doğa olduğunu ve edebiyatın da ancak böyle bir doğa üzerinden inşa edilebileceğini harika biçimde anlatan bir kılavuz Doğa Yürüyüşleri. İnsan doğasının hakikati ile yüzleşmeye çağırıyor hepimizi. Yüzyıllar önce doğayla bağını dönülmez biçimde koparan, bu nedenle kendi doğasına da ihanet eden insanın kötülüğüyle, erkek egemen zihniyetin ve iktidarların doğa ve kadının üzerine basarak, ötekileştirerek, yok sayarak kurduğu düzenle yüzleşmeye çağırıyor hepimizi. Tüm bunları içeren edebiyatın nasıl kapsayıcı bir dünya sunduğunu anlatıyor. Edebiyat nasıl ki okur için ilaç, iyileştirici, terapi değilse, yazar için de olamaz, diyor Yılmaz: “Çünkü hayal edilenin aksine, toplumun insan kalbinde açtığı hiçbir yaraya pansuman olmaz edebiyat. Yazdıkça daha çok kanatır, delilleri karartır.” Başka bir yerde ise şunları söylüyor: “Aklımda, daha doğrusu yüreğimde beni ormana, beni Büyükada’nın kızıl çam ormanlarına, beni hikâyelere çağıran bir fısıltıyla yaşıyorum hep. Hiç susmuyor. Ancak yazarken o fısıltıya cevap verebiliyorum.”

Şule Tüzül’ün “2025’in benim için öne çıkan kitapları” videosu için tıklayın!

Altı Üstü Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin